Allah’ın Velisi oldukları
21 Kasım 2008 24 Yorum
Âlemlerdeki tüm mânâlar parçalara bölünmesi mümkün olmayan ve TEK olan VARLIK‘tadır; ama bazı özellikler vardır ki, sadece ismi Allãh olan Varlığa aittir. El-Velî, El-Raşid gibi.. “Allãh’tan başka Velî yoktur” diye ince bir ayırım yapar Kur’an; ama sayıları yüz binleri geçmiş olan Velîleri ve bu Velîlerin kendilerinin (!?) ortaya koyduğu kerametlerini anlatır dururuz.. Oysa, gerçekte “Allãh’ın Velîleri” yoktur; “Allãh’ın Velîsi oldukları” vardır!
“Sizi irşat etmeye gücüm yoktur” der Rasûl; ama biz, bizleri değiştirebilecek güçleri olduğuna inandığımız Mürşitlere teslim ederiz irâdelerimizi (mürit oluruz) !..
Hâlbuki, Allãh’tan ayrı olmadığımızdan, öz yapımız gereği varlığımızda kuvve olarak “El-Velî, El-Reşid” mânâları saklı olarak bulunur. Bu mânâların bizde açığa çıkabilmesi, elbette dünya=zihin aynamızdan bizlere yansıyan “Hakikatın Bilgisi” ile olacaktır.
Aynadaki görüntüde canlı/cansız kitaplar vardır. İçimizdeki Mürşidin/Velînin açığa çıkmasına vesile olanlar… “Vesile (eş, dost, akraba, bilim, din, internet, şeyh vs.)” bizdekinin açığa çıkabilmesi için hayâli bir yansımadır sadece!
*/Örneğin, bir öğretmen öğrencisine gerçekte yeni bir şey öğretmemektedir. Öğrencinin zihinsel dünyasında görünen Öğretmen görüntüsü ile kendinde ezelde kodlanmış programı/tohumu açığa çıkmaktadır./*
Sorunumuz ise “vesile” olanı, “ben” dediğim varlıktan veya “BEN” olan Mutlak Varlıktan ayrı görmekten kaynaklanıyor. Halkımızın büyük çoğunluğu da Velî veya Mürşit olarak adlandırılan kişileri Allãh’tan ayrı görme (Onların ayrı birimler olarak kendilerine yardım edeceklerini düşünmeleri) yanlışına düştükleri için de, âyet gereği onları “Rab edinmiş” veya dini anlayışlarına ruhbanlığı sokmuş oluyorlar! Ne yazık ki, aynı hata yüzyıllardır olduğu gibi Hristiyanlıkta ve Müslümanlıkta da -insanın doğası gereği- devam etmekte.
*/“Allãh yarattığı her “mahluk”un içine kendi “mürşid”ini de koymuştur.. Sizler sakın kimseye “mürşid” olmaya kalkmayın.. Yapabiliyorsanız her insanın içinde “mevcut” mürşidine ulaştıracak “bilgi” yi ona sadece “teklif” edin…” (Hacı Ahmed Kayhan Dede)/*
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
“10/YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
“Muhakkak ki Allãh’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar”
Peki, bu âyette anılan Velîler kimlerdir?
Yüzyıllar boyunca “Evliya/Velî” kelimelerine mâlum anlam yüklendiğinden, 1400 yıl öncesinin orjinal kelimelerine de bu şartlanma doğrultusunda bakıyoruz.
Arapçada “Velî>>Yakın olan”, “Evliyâ>>Yakın olanlar” anlamına gelir.
“evlîyâ ullâh” sadece bir isim tamlamasıdır ve âyetteki “evlîyâ” kelimesinin kafamızda özel anlamıyla şekillendirdiğimiz “evliyalarımızla” da -genel inanışın aksine- ilgisi yoktur.
Müslimler, Kafirler birbirlerinin “Evliya”sıdır. Hatta, Kur’an’da “evlîyâ uş-şeytan” da vardır! “Evliya” özel bir kelime olsa idi, “evlîyâ uş-şeytan” olarak kullanılmazdı.
“Evliyâ>>Yakın olanlar” ve “evlîyâ ullâh” da “Allãh’a yakın olanlar”dır.
Kalıbın şartlanmasız, asıl anlamından yola çıkarak sorumuzu tekrar soralım:
Peki, bu âyette “Allãh’a yakın olanlar” diye anılanlar kimlerdir?
Hemen bir sonraki âyette tartışmaya mahâl vermeden kimler olduklarını da öğrenmekteyiz.
“… O Allãh’a yakın olanlar, îman edenler ve Takva sahipleridir.”
“El-Velî” kelimesi “özel anlam olarak” yalnız Allãh’a hastır. Yûnus-62 âyetindeki “Evliya” kelimesine -kendilerini Allãh’a yaklaştırdıklarını düşündükleri şeyhlerini meşru kılmak için- dikkat edenlerin şu âyetleri ve uyarıları da ayrıca düşünmeleri gerekir:
“Allãh’ın dûnunden (altından/berisinden) Velîler edinmeyin”
Yâni Allãh’tan ayrı varlıkları varmış gibi (dûnunden) o birimlere “Velî” demeyin, o birimleri “Velî” olarak görmeyin!
“Allãh’ın dûnunden (altından/berisinden) Velîler mi edindiler ? Allãh, O’dur El-Velî” !!!
Velî olduğu söylenen kulların kendilerini Allãh’a ulaştırdığını/yaklaştırdığını iddia edenlerin durumu:
“O’nun altında/berisindekileri VELİ olarak edinenler, “Onlar bizi ALLÃH’a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara kulluk ediyoruz (derler)”.
“O’ndan başka kendilerine dahi bir fayda ve zarar veremeyenleri VELİler mi edindiniz?”
Kula değil, kuldan açığa çıkan Er-Râşid’in ilmine tâbi/teslim olmak gerekir. Beyinlerimizin zorlanması nedeniyle ilme tâbi olmayıp da, “kuru zikirlerle, Büyükler (!?) tarafından küçükler için hazırlanmış evliya menkıbeleriyle, şeyhinin düşleri ile (rabıta ???), sohbet meclislerinde şeyhlerini öven dedikodularla (mehdimiz, üstadımız, hocaefendimiz, efendimiz vs.) zihinlerimizi tatmin etmeye çalışmayalım.
Kul’u değil, Kul’dakini görelim/konuşalım..
*/ Övgüyü, şükrü -Allãh’tan ayrı düşünerek- bu birimlere yaparak hataya düşmekteyiz. İşte bu durum günümüzün şeyhlerini, hocaefendilerini, cemaatlerini/tarikatlarını yarıştıran, salt efendisinin (!) bilgisine takılı kalan, şeyhini-tarikatını överek gizil olarak kendini de bu arada yücelten, kraldan daha kralcı fanatikleri ortaya çıkarmaktadır.
İnsan Rabbine teslim olmadığından, O’nunla münasebet kurmadığından, doğası gereği içindeki boşluğu/eksikliği spor-müzik-din-tarikat vs. kulüplerine âitlik duygusuyla doldurmaya/tatmin etmeye çalışır.
Düşünceme göre, kişi sorgulayıcı kişiliği ile hazır olup bir kıvama geldiğinde kendini Mürşid denilen bir insanın İLMİne teslim etmelidir. Elbette insanın aklının alamayacağı noktalar olacaktır. Çünkü Gönül âlemine giriş yapılmak istenmektedir. Bunun dışında, teslimiyeti sadece “rabıtadan, belirli zikir derslerini vakitlerinde yapmak ve efendiSinin kitaplarından okumak” olarak görmek, hâl dili ile “beni bir şeylerle avutun, beni güdün” demektir. Bu teslimiyet değildir. Ama günümüzde bu duruma düşmüştür.
Oysa Dergâhımız Dünya, Teslim olduğumuz Mürşit de bu vesilelerin her birinden açığa çıkan ve bize ulaşacak olan İLİM olmalıdır.
Çağımızda Orijin Tarikat anlayışı uygulanıyor olsa idi; bu geleneğe açık kapı bırakmak isterdim; ama ne yazık ki onların dönemi bitti, o anlayışta eğitimlerin de soyu tükendi. İnsanlığın toplu Bilinç/Bilgi seviyesi de yükseldi (Bugün bir Lise öğrencisi İbn-i Sina’dan daha çok şey bilebilmektedir). Bu yüzden kanaâtimce bizlere düşen de Modern bilimlerin bulgularını ve Kişisel-Ruhsal Gelişim-Tasavvuf (e-)kitaplarının oluşturduğu Sentezi Mürşid olarak seçmek olacaktır.



Tatmin etme değil, yakınlaşma vasıtası olarak görülebilir ve bu yöntemlerlede yakınlığı artan bir çok insan vardır. En etkili yöntem midir bu belki münazara edilebilir.
Yetinme konusuna gelince o İnsanlar olmasa kaç kişi dediğin gibi bir yönelişe girer. Nefsin bayrak açtığı bir zamanda. Etrafına Samimiyetle bir bak (ön yargısız).
O İnsanlar Bitmedi azaldı. Kendilerini dediğin gibi yükselmiyorlar. Gayet alçak gönüllü temiz İnsanlar. Temel hedefleri nefsin İsteklerini düzenlemek ne istediğini bilen haline getirmek. ” Kendini Bilmeyi” sağlamak.
En büyük İbadet ALLAH’I zikr etmektir. Zikr(anmak) ise Kalbe yönlendirir.(Tabi ki düşünerek yoksa faydası az olur.)
Modern bilimlerin bulgularını ve Kişisel-Ruhsal Gelişim-Tasavvuf (e-)kitaplar ise Hakkikati görme konusunda gayet etkili olur. (Ön yargısız Başka bir görüşü savunmuyormuş gibi okunursa.
Erman (Kanber)Alıntıla Cevapla
Yazı çok güzel …
Allah C.C. dilemedikçe ”O ” nun İLMİ’nden nasip alamazsınız.
Önce benlikten çıkmalısınız.
Allah Velisi veya Evliyası olmak ,Allah C.C. nun sevgisine mahsar olmakla mümkün olur.
Allah İLMİ ‘büyük ilimdir.
İlimlerin ilmidir…
O İlmi ” O ” nun dilediği dilediği kadar ve aşama bilebilir …Tekrar bu makalede buluşmak dileğiyle…
pehlivanım benimAlıntıla Cevapla
Yazıda şüphe içeren endişeler doğru bir yaklaşımdır …
” İzah doğru yolda olursa ”
Allah Velisiyim ,bana gelin demek yanlış bir ifadedir.
Nice İnsanlar ben Allah Velisiyim bana gelin sizi Allah’a götüreyim derler …
Lakin kendileri Allah C.C. dan habersizdirler…
Allah C.C. var iken,ben demek yanlışa gitmek ,uzaklaşmak demektir.
Gerçek yakınlık yoklukta bulunur…
Ümmi olmak,gerçekte; Allah C.C. sen Ümmisin diye buyurursa ; Allah C.C. nun Mürşitliğini elde etmek demektir…”Allah C.C. nasip etti demektir”
Bu Murşitliği Allah C.C. dilediği Ümmi kuluna isterse lütfeder.
”Ümmi ”demek:Ben hiç bir konuda bilgi sahibi değilim Allah C.C. bana lütfe derse yani öğretirse,bildirirse cevap verebilirim demektir.
Bende bir şey yok ben bir hiçim demektir. .
Allah C.C. doğruyu bilir demektir.
Selamlar…
pehlivanım benimAlıntıla Cevapla
Acizane olarak çalışmalara devam edelim…
Allah C.C. Mürşid olduğunu; bizzat kendisi dilediği kuluna bildirir .
Benim Mürşidim Allah C.C. demek hiç bir ifade taşımaz…
Tıpkı Ümmi olduğunu söylemek gibi …
Allah C.C. sen Ümmi’sin der ise Ümmi olabilirsiniz.
Yani sen bu konuları bilemezsin sen Ümmi’sin ,senin Mürşidin benim diye Allah C.C. nun bildirmesi gerekir…
Yukarıdaki yazı hakkında yorumlarımı burada tamamladım…
Selamlar…
pehlivanım benimAlıntıla Cevapla
Rasul’ün “Sizi irşat etmeye gücüm yoktur.” sözüne karşılık ben “BEni Rasul irşat etti.” demiş olsam ya da beni irşat etmesi için bir mürşit aramaya çıksam yanlış ve Rasul’ün sözünün ifade ettiği gerçekliğe ters mi hareket etmiş olurum? Sanmıyorum. Her ikisi de doğru geliyor bana. Ancak benim söylediğim şeyin gerçekliğinin tam anlaşılması için okuyanın benim “Allah algımı” bilmesi ya da Allah algısının benimki ile aynı olması gerekir.
nihatdemirkolAlıntıla Cevapla
Burada elbette kelimelerden ziyade kastedilen mâna önemlidir Nihat Bey. KULu vesilesi ile İrşat edenin HEP Allah olduğunu akıldan çıkarmamak gerekli, yoksa Zümer-3. âyetin muhatabı olma durumuna düşebiliriz. Bu farkındalık olduktan sonra kelimelere takılmamak lazım.
Berkay Özcan (AHHA)Alıntıla Cevapla
Sizin karşılıklı yazışmalarınıza karışmak istemezdim…
Ancak ; Bu yazı ile katılmamın doğru olacağı kanaatindeyim…
Tabi ki gerçek Mürşid Allah C.C. dur…
Zaman zaman Allah C.C. Mürşid olarak Melekleri (Cebrail A.S,,Mikail A.S. )veya Peygamber A.S. ları (Adem A.S.,Musa A.S.,İsa A.S. ve Muhammed Mustafa A.S. ) veya onlar aracılığı ile gönderilen sahife veya Kitaplarını (Tevrat,Zebur,İncil,Kur’an-ı Kerim) veya yetkilisini ”Veli” gibi (Hızır A.S. )Mürşid nasip edebilir,,,
Burada edilecek nokta; Allah C.C. nun emri ile yetki verilmesidir…
Yani Allah C.C. nun emir buyurarak ”O” na yönlendirmesidir…
Gerçek Mürşidi Allah C.C.olan ,Allah C.C. tarafından Mürşid olarak gösterilenler ancak Mürşid olarak görülebilir…
Tamamı Allah C.C. nun emirlerine harfiyen riayet ederler ve kendilerinin değil, Allah C.C. nun emirlerini iletir…Kendilerinden bahs etmezler…
Hiç bir karşılık ve menfaat beklemezler…
Yoksa benim,onun gibi birinin çıkıp ;senin Mürşidin şudur demesi olmaz…
Selamlar
pehlivanım benimAlıntıla Cevapla
Nihat bey’in sorduğu soruya şöyle bir cevapta vermek konuyu hem daha anlaşılır hale getirecek hemde yanılmaları ortadan kaldıracaktır…
Gerçek Mürşid olan Allah C.C. nun görevlendirdiği ve İrşad ettiği Peygamber A.S. ların yönlendirdiği ; ”Mürşid”, ” Öğretmen” ”Öğretici” ”Nakil edici” olarak görevlendirdiği kimselerde Mürşid olarak değerlendirilebilir… (Ayşe Validemiz , Halifeler imiz R.A. ‘ler gibi )
Doğru adres Allah C.C. ya giden kavuşan ve onda yok olan adrestir…
pehlivanım benimAlıntıla Cevapla
Sevgideğer Pehlivan,
Burası bir sohbet ortamıdır, karışmak veya karışmamak gibi bir konu mevzubahis değildir, rahat olunuz ve düşüncelerinizi ÖZgürce paylaşınız :).
Berkay Özcan (AHHA)Alıntıla Cevapla
AHHA ‘ Kardeşim ,
Hani Kur’anı Kerimde Allah C.C. buyuruyor ya; denizler mürekkep olsa genede bir ayet hakkında sona ulaşamazsınız,anlatmakla bitiremezsiniz…
Günümüze gelelim derler ki ..”Şu … kişi ..”Şu”..kişiyi irşat etti …dolayısı ile o Mürşid olmaya hak kazandı,o yüzden onun söylediklerine uyun vs…
Konuyu irdeleyelim; Kim …”Şu” … İrşad eden kişi… ona bu yetkiyi kim vermiş…
Ona bu yetkiyi veren…”O”…kişi kim ona bu yetkiyi kim vermiş.
Böylece uzar gider sonuç ta Allah C.C. ‘ya ulaşıldı ise …
O zaman ne diyor”buyuruyor” ,Allah C.C. nun emrine ,Kitaplarına,Peygamber A.S. larına ,harfiyen uyuyor mu?
Allah C.C. dan,Peygamber A.S. dan ,Kitaplarından mı bahsediyor…Onları destekliyor ve birebir uyuyor mu?…
Uyuyorsa sorun yok sohbet edebilir,dinliye bilir ,konuşabilirsin…Çünkü Kur’an-ı Kerimle uyumludur…veya aynı gibidir…”Kur’an-ı Kerime uyar”.”Uyuyordur”
Mürşid olmak bir üstünlük sağlamaz hatta aksine ,yok olmayı,Muhammed Mustafa A.S. a Ümmet olmayı ve Alllah C.C. na Kul olmayı gerektirir…
Uymuyor menfaat ”Para ,Pul,Mülk,maddi manevi çıkar”,saygınlık isteği,bana gel benle ol bensiz olmaz diyorsa ondan uzaklaş…
Bilesiniz ki gerçek Veli’leri bulmak öyle kolay değildir.
Onlar gizlidirler…
Onlar kendilerini gizlerler…
Onları en yakınları dahi anlayamazlar…
Selamlar…
pehlivanım benimAlıntıla Cevapla
Ayrıca bu konuda herkesin bilmediği bazı notlar aşağıda istifade için yazılmıştır…;
Allah C.C. izin verirse;Dünyasını değiştirmiş,”Peygamber A.S.lar,Şehitler,Veli’ler ,Mürşid’ler”R.A.”,Melek’ler ”A.S.” ;dünyada hayatını sürdüren İnsanlara, rehberlik edebilirler…
Kendilerini gizlemiş olup ta ,dünyalarını değiştiren ”bazı şahıslar” ki , Allah C.C.nun sevgisini kazanmış olanlar… Allah C.C. nun izni ile çeşitli hal
ve tarzlarda İnsanlara Mürşid ‘lik yapabilirler…
Allah C.C. nun sevgisini ve rızasını kazanan dünyada hayatlarını sürdüren İnsanlara İDRAK açılımını sağlamak maksadı ile enerji aktarımlı bir etki yaparlar ve onlarda İdrak açılımı sağlayabilirler…
Doğru evliya ” Allah C.C. nun sevgilisi olan ”,doğru insan bu lütuf a yani ,başarı anahtarına sahip olup ”O” Zat’tan ”Veli,Evliya”istifade ederler ve ufukları açılır…
”Allah C.C. nun ; Şehidler ini, Ölülerden sanmayın.Onlar bilmediğiniz bir tarzda diridirler…”
Acizane bilgilerinize sunmak istedim…
pehlivanım benimAlıntıla Cevapla
Merhabalar…
Allah C.C. ‘nun yukarıda yazılı öğretim ”Yönlendirme” metotlarından biride İlham etme ve örneklerle yaşatma yöntemidir…
İnsanın kendi kendi ile baş başa kalarak, sanki soru çözen öğrenci misali kendisinin doğruyu bulmasını isteme metodudur…
Örneğin;
Adem A.S. ogulları arasında kıskançlık ve haset sebepleri ile çıkan anlaşmazlıkta biri diğerini öldürüyor …”Kabil,Habil’i öldürüyor…”
Sonrası pişman oluyor…Ancak bu esnada bize örnek olacak ” Allah C.C. nun” öğretim başlıyor…
Gökyüzünden bir Karga gelip yakına konuyor ve ölmüş olan yavrusunu yani ölü kargayı toprağı kazıyor ve gömüyor…
Adem A.S. oğlu Kabil ,Karganın yaptığını görünce İDRAK ederek Öldürdüğü kardeşini kazdığı Mezara gömüyor …
Buradan anlaşılacağı üzere Allah C.C. ya yönelmek için Mürşid arayışından ziyade İDRAK açılımını yapmak, Kur’an-ı Kerim okumak ”Meal’da dahil” …gerekir…
Zaten Allah C.C. An ve An seninle seni unutmaz ,sana nasibini senden önce görür ve bilir ,isterse gönderir…
İDRAK et yeter…
Allah’ın ve ”O” nun emirlerini yapmak ”farz’ları ifa etmek”…Yasaklardan uzaklaşmak, elçilerinin ” Resul ve Nebii A.S. lar”emirlerini ”Sünnet” ifa etmek…
Kısaca Allah C.C. ve Peygamber A.S. Adabını ”Edeb” ifa ya çalışmak yolu ile Allah C.C.’nun sevgisine ulaşıp mutlu olabilirsiniz…
Allah C.C. ‘nun rızasına kavuşabilir iyi bir Kul olabilirsiniz…
Selamlar…
pehlivanım benimAlıntıla Cevapla
Velî isminin özel oluşu, insanın Allah’a yakın olması gibi bir durumun mümkün olmamasından, yakınlığın ancak O’ndan olabileceğinden mi kaynaklanmaktadır? Bunun ” Evliyaullah Allah’a yakın olanlar ” tabiri İnsanlar arasındaki derecelendirmeden dolayı mı bu şekilde ifade edilmiştir? Yani birincisi insanın kendi iç alemi ile diğeri dış dünyası ile mi alakalıdır?
GönledoğanAlıntıla Cevapla
İnsanın Allah’a yakın, yani derecesinin olması mümkündür ve bu âyetlerden de anlaşılabileceği üzere ancak iç dünyasına ait takva ile olabilir (Yunus/62-63). Fakat, yakınlık ölçütü olan takvanın salt kişinin dış dünyasına bakılarak anlaşılabilecek (riyakarları düşünelim) bir meziyet olmaması dolayısıyla, YAKIN OLAN anlamındaki Veli isminin de kullar için kullanılması, riyakarlığa, yozlaşmaya, dinsel istismara, kulları PUTlaştırmaya kaymamak için yasaklanmıştır.
Neden yasak olduğunu ise zaten geçmişten günümüze, yatıp kalktığımız önlerinde el-pençe durulan putlaştırılmış kişilere, keramet rekorları kıran evliya menkıbelerine bakarak rahatlıkla anlayabiliriz. Küçük dünyaların büyük Mehdileri, Gavsları ise işin cabası.. Çarpıtılmış, içi boşaltılmış bir kavram (Veli) üzerinden kurulmuş bir balon/hayal dünyası..
Kısacası Veli Allah’tır hükmü koyularak şu amaçlanmış: Kimin Allah’a yakın olduğunu bilemezsiniz; ama TAKVA SAHİBİNE YAKIN OLAN (Takva sahiplerinin Velisi) benim.
Berkay Özcan (AHHA)Alıntıla Cevapla
Slm Slm,
“ela inne ewlaellahi la hawfün aley him we la hüm yahzenun” “elleziyne amenu we kanu yettekun” “Dikkat. Şüphesiz Allah’ın walileri; onlara korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler de. Onlar ki inanıp sakınanlardır.” Yunus 62-63
Ayetteki kelime EVLİYA olamaz ancak EWLA olabilir. Yani -haşa- Allah’ın VELİy+LERi değil Allah’ın WALİLERi olabilir. EL-VELİy yalnızca Allah’ımıza ait bir isimdir, kullar kullanamazlar ve de bu asla çoğul yapılamaz.
Nasıl ki LA İLAHE İLLALLAH diyorsak, LA EVLİYA İLLA EL-VELİy demeliyiz.
Saygıyla, sevgiyle,
timmighty
timmightyAlıntıla Cevapla
Tim, ‘EvliyauşŞeytan’ tamlamasını nasıl yorumluyorsun?
Berkay Özcan (AHHA)Alıntıla Cevapla
Slm Slm,
ÜÇ V harfi var. Biri bildiğimiz VE yani İng. AND bağlacı. VİŞNE kelimesindeki V harfi var, ki VELİy ismindeki. WRITER derken kullandığımız W var ki, WALİ ismindeki.
38 SES ne yazık ki iç edildiği için, bu ayrımı ancak KAWL ışığı/rahmeti ile AKLEDEREK tesbit edebiliyoruz. Hani RAsul mü REsul mü, gibi. Örnek: İsmail ss için Rsul yazıyor ancak onun REsul olmadığını biliyoruz. O halde RAsul yani REsul derecesinde, diyoruz.
Demek ki EVLİYA mı EWLA mı yazıyor orada, diye düşündüğümüzde, KUR’AN’DA RAYBE yani ÇELİŞKİ/TUTARSIZLIK olmadığı HAKİKATinden yola çıkarak tefekkür ediyoruz. “Yoksa onlar Allah’ın berisinden /ALlah’tan başka EVLİYA/VELİ+LER mi edindiler? O’DUR VELİy…” ayetlerini biliyor iken, oraya artık EVLİYA koyaMayacağımızı, onun EWLA olması gerektiğini anlıyoruz, diye düşünüyorum.
Saygıyla, sevgiyle…
Ps/DipNot: EVLİYA L ŞEYTAN ve/ya EWLA L ŞEYTAN denirken; her iki anlamda da kullanılabilir. Sonuçta işin içinde şeytanlık var ve şeytanlaşma sözkonusu…
timmightyAlıntıla Cevapla
Bu konuyu biraz açarsanız memnun olurum oldukça önemli görünüyor, fikir birliğinizin olup olmayacağını da merak ediyorum saygılar.
zeynelAlıntıla Cevapla
Selam w selam,
Euzübillah Bismillah
“tallahi lekad ersel na ila ümemin min kabli ke fe zeyyene le hüm L şeytanü a’male hüm fe hüwe weliyyü hüm L yewme we le hüm azabün eliym” Nahl-63
“Tallahi! Lekad. Senden önce de ümem/imamlar/önderler gönderdik. Ancak şeytan onlara amellerini zeyyineledi /tezyin etti /süsledi. İşte o, gün o onların VELİsidir. Onlara elim bir azap vardır.”
“ela lillahi L diynü L halisu we elleziyne ettehazu min duni hi ewliyae ma na’büdü hüm illa li yükarribu na ilellahi zülfa innellahe yahküm beyne hüm fi ma füm fi hi yahtelifune innellahe la yehdi men hüwe kazibün keffar” Zümer-3
“Dikkat! HALİS DİN Allah’ındır. O’nun berisinden EVLİYA/VELİy+LER edinenler, “Onlara ancak bizi bir zülef /yay/kaş/yakınlık mesafesi Allah’a yak(ın)laştırsınlar diye kulluk ettik” (derler). Şüphesiz Allah, kendisinde ihtilaf ettikleri hakkında aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, o yalancı keffar/kafir kimseyi yola getirmez.”
“elleziyne amenu yükatilune fi sebiylillahi we elleziyne keferu yükatilune fi sebiyli L tağuti fe katilu ewliyae L şeytani inne keyde L şeytani kane daıyf” Nisa-76
“İnananlar Allah yolunda savaşırlar. Küfredenler Tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın EVLİYAsı [velileri] ile savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.”
“ittebiu ma ünzile iley küm min rabbi küm we la tettebiu min duni hi ewliyae kaliylen ma tezekkerun” Araf-3
“Rabbinizden size indirilene uyun. O’nun berisinden evliya/velilere uymayın. Pekaz tezekkür ediyorsunuz.”
“ya beni ademe la yeftinenne küm L şeytanü ke ma ahrece ebewey küm min L cenneti yenziu an hüma libase hüma li yüriye hüma sew’ati hima inne hü yera küm hüwe we kabiylü hü haysü la terewne hüm inna ceal na L şeyatıyne ewliyae li elleziyne la yu’minun” Araf-27
“Ey Adem oğulları, şeytan anababanızı cennetten çıkardığı/ıhrac ettiği gibi sizi de fitneye düşürmesin. Sevatlarını onlara göstermek için libaslarını onlardan nez’etti. Şüphesiz o ve kabilesi sizi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz ŞEYATIYN’i iman etmeyenler için EVLİYA/VELİLER kıldık.
“feriykan heda we feriykan hakka aley him L dalaletü inne hüm ettehazı L şeyatıyne ewliyae min dunillahi we yahsebune ennehüm mühtedun” Araf-30
“Bir fırkayı yola soktu. Bir fırka üzerine sapkınlık [müste]hak oldu. Şüphesiz onlar Allah’ın berisinden ŞEYATIYN’i EVLİYA/VELİLER edindiler de kendilerini yola gelmişler/girmişler sanırlar.”
“ulaike lem yekunu mu’ciziyne fi L ardı we ma kane le hüm min dunillahi min ewliyae yüdaafü le hüm L azabü ma kanu yestetıy’une L sem’a we ma kanu yübsırun” Hud-20
“Onlar arzda aciz bırakıcılar olamazlar. Onlara Allah’ın berisinden hiçbir EVLİYA yoktur. Azab onlara katlanacaktır. İşitmeye de görmeye de genişlik göstermediler.”
“we la terkenu ila elleziyne zalemu fe temesse küm L narü we ma le küm min dunillahi min ewliyae sümme la tünsarun” Hud-113
“Zulmedenlere rükni olmayın. Yoksa size ateş dokunur. Size Allah’ın berisinden hiçbir EVLİYA yoktur. Sonra yardım olunmazsınız /sonra size yardım da edilmez.”
“kul men rabbü L semawati we L ardı kulillahü kul e fe’ttehaz tüm min duni hi ewliyae la yemlikune li enfüsi him nef’an we la darren kul hel yestewi L a’ma we L basıyrü em hel testewi L zulümati we L nurü em cealu lillahi şürekae haleku ke halkı hi fe teşabehe L halku aley him kulillahü haliku külli şey’in we hüwe L wahıdü L kahhar” Rad-16
“De ki: Göklerin ve arzın Rabbi kimdir? De ki: Allah’tır. De ki: ÖYLEYSE O’NUN BERİSİNDEN/ALTINDAN -kendi- NEFSLERİNE FAYDA DA SAĞLAYAMAYAN DARLIK DA VEREMEYEN EVLİYA/VELİLER Mİ EDİNDİNİZ? De Kİ: Hiç kör ile gören bir olur mu? Yahut karanlık ile nur/aydınlık bir olur mu? Yahut Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratı(lı)şta ortaklar mı kıldılar da onların yaratı(lı)şına benzetiyorlar/teşbih ediyorlar? De Kİ: Herşeyin yaratanı (Halik’i) Allah’tır. O, Vahidü L Kahhar’dır.”
“we iz kul na li’L melaiketi escüdu li ademe fe secedu illa ibliyse kane min L cinni fe feseka an emri rabbi hi e fe tettehızune hü we zürriyyete hü ewliyae min duni we hüm le küm adüwwün bi’se li’L zalimiyne bedelen” kEHF-50
“Meleklere Adem’e sücud olun /secde edin dediğimiz zaman, secde ettiler. İblis hariç, o cinlerdendi, Rabbinin emrinden fasık oldu. Şimdi siz Benim berimden/altımdan onu ve zürriyyetini EVLİYA mı ediniyorsunuz? Onlar size düşmanken. Zalimler için ne kötü bir değişim.”
“e fe hasibe elleziyne keferu en yettehızu ıbadi min duni ewliyae inna a’ted na cehenneme li’L kafiriyne nüzülen” Kehf-102
“O küfredenler Benim berimden/altımdan kullarımı EVLİYA edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kafirleri için bir nüzül* olarak hazırladık.”
“kalu sübhane ke ma kane yenbeğı le na en nettehıze min duni ke min ewliyae welakin metta’te hüm we abae hüm hatta nesu L zikre we kanu kawmen buren” Furkan-18
Dediler. Sen sübhansın/münezzehsin. Senin berinden/altından EVLİYA edinmek bize yaraşmaz. Ancak Sen onları ve atalarını metalandırdın, ta ki zikri unuttular ve bu’r bir toplum oldular.”
“meselü elleziyne ettehazu min dunillahi EVLİYAE ke meseli L ankebuti ittehazet beyten we inne ewhene L büyuti le beytü L ankebuti lew kaneu ya’lemun” Ankebut-41
“Allah’ın berisinden VELİLER/EVLİYA edinenlerin misali/örneği, kendisine bir beyt/ev edinen ankebut/dişi örümceğin misali/örneği gibidir. Oysa beyt/evlerin en çürüğü ankebut’un beyt/evidir. Keşke bilselerdi.”
innellahe le hü mülkü L semawati we L ardı yuhyi we yümiytü we ma le küm min dunillahi min Weliyyin we la nasıyr” Tevbe-116
“Şüphesiz Allah, göklerin ve arzın mülkü O’nundur. Diriltir, öldürür. Allah’ın berisinden size ne bir Veliy vardır ne de Nasır.”
Başkaca ayetler de var…
Ayrıca konuya dair Hans von Aiberg’den bir açıklama: “VELİy kelimesi burada BİR KİŞİNİN VELİSİ, ÖĞRENCİ VELİSİ GİBİ anlamlarda kullanılıyor. Yoksa Allah’ın EL-VELİY ismini kimse kullanamaz. “Hiç sen Allah’ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?” (Meryem-65) ayetinin anlamlarından biri de şudur: Allah ve Veliy isimleri Allah’ındır. “La ilahe illallah” gibi “La evliya illelveli” diyebiliriz. Allah tekildir ve çoğulu olmaz. Nasıl ALLAH ismini -haşa- ALLAH+LAR yapamıyorsak, VELİy ismini de -haşa- VELİLER yani EVLİYA yapamayız…”
“YOKSA ONLAR ALLAH’IN BERİSİNDEN EVLİYA/VELİLER Mİ EDİNDİLER?!…” (Şura-9)
Ss,
Rzi
Sevgi ve saygılarımla..
timmightyAlıntıla Cevapla
Not:
Kur’an’da RAYBE yani şüphe, çelişki, tutarsızlık vb YOKTUR.
Dolayısıyla,
APAÇIK ayetlerle ortaya konulan,
ALLAH’tan başka VELİy olaMAyacağı
ve de -haşa- EVLİYA biçiminde çoğul yapılaMAyacağı hakikati besbelli iken,
tutup da müteşabih ayetlerin ardına düşerek
ve/ya hadis iftiralarını kılavuz edinerek ÇIKARIMLAR yapmak,
vahim bir durumdur.
Elbette ki bu söylemler buradaki kardeşlerimize değil,
DİN üzerinden maddi ve manevi metalanan ahbar+ruhban sınıfınadır.
Saygıyla, sevgiyle..
timmightyAlıntıla Cevapla
Bir de şunu merak ediyorum, bir mürşide tabi olmak şart mı, zira bir mürşide tabi olmanın farz olduğu söylenmektedir.
zeynelAlıntıla Cevapla
Teşekkürler Tim, yazıyı güzel tamamladı.
Berkay Özcan (AHHA)Alıntıla Cevapla
Sevgideğerli zeynel, yazı içerisinde de belirttiğim gibi inancım şu şekildedir:
…bazı özellikler vardır ki, sadece ismi Allãh olan Varlığa aittir. El-Velî, El-Raşid gibi..
“Sizi iRŞaT etmeye gücüm yoktur” der Rasûl (Cinn-21); ama biz, bizleri değiştirebilecek güçleri olduğuna inandığımız Mürşitlere teslim ederiz irâdelerimizi (mürit oluruz) !..
Dileyen, talep eden kişiyi özümüzdeki El-Reşid manası ile Allah iRŞaT etmektedir. Dışarıda karşımıza çıkan eğitici özne ve nesneler (onları veli edinmeden, kutsiyet vermeden), Allah ve O’nun Rasûl’undeki Risaletine teslimiyet/tabiiyet yolculuğumuzda sadece bilgilendirici/hissettirici birer vesile olarak kalmalıdır.
Vesile, aranacak, istenecek olandır; teslim ve tabi olunacak değil.
“…vebtegû ileyhil vesîlete…”, “…O’na doğru vesileleri arayın/isteyin…“ (Mâide-35).
“…yebteğune ila rabbihimul vesilete eyyuhum akrabu…“, “…(Rabbine) en yakın olan kimseler (bile) Rablerine vesile ararlar…” (İsra-57).
Berkay Özcan (AHHA)Alıntıla Cevapla
çok teşekkür ederim sevgili AHHA, benim için çok açıklayıcı oldu, evet aynen dediğiniz gibi, umarım sizi anlayan çoğalır, umarım insanlarda Yüce Mevlamızın , El-Veli, El-Raşid isimleri insanlarda hakkı ile açığa çıkar
zeynelAlıntıla Cevapla