Hissettiren Zikir

     03 Kasım 2008          21 Yorum

Hissettiren zikirBeyin ve Zikir isimli paylaşımımızda, bir kişinin hangi dilde (Arapça, Türkçe, İngilizce vs.) AHAD (≈Kendinden gayrı olmayan TEK Varlığı) olanı anarsa ansın, o isimlerin işâret ettiği mânâların üzerinde düşünmesi, belirli açılımlar yapması ve anlamları yaşaması gerektiği düşüncesini aktarmıştık.

Anlamı bilinmeden, üzerinde daha önce hiç düşünülmeden yapılmakta olan mekanik zikirler, anlamı bilinmeyen Arapça dualar (!), kılınan namazlar esnasında kelimeler zihinde çağrışım yapmadığından beyinde kısa süreli ve sıradan bir elektrokimyasal akış meydana gelecek, diğer nöronlara akış yönlenmediğinden/çağrışım yapmadığından bu akış sönecek ve hem bilinçli hem de bilinçaltı zihninde hiçbir etki olmayacaktır.

Plasebo Zikir

“Anlamını bilmeden zikir çektiklerini” ve de fayda gördüklerini söyleyenler “Dua ve Zikir” kitaplarındaki “bu duayı şu kadar çekerseniz sizde şu özellikler açığa çıkar” ifâdelerine şartlandırıldırılmaktadır (plasebo etkisi).

Şartlandırıcı cümleler sn.’de 2000 bitlik (birim diyelim) işlem yapan Bilincin farkındalığı ile okunurken, Bilinçaltı sn. de 4 milyar bitlik bir bilgiyi işlemeye devam ediyor. Bu korkunç yüksek bir değerdir! “Dünyaya düşüren konuların konuşulduğu ortamlarda bulunulmaması gerektiği” şeklindeki uyarı da Bilinçaltının bu devasa fonksiyonundan kaynaklanmaktadır. Bilinç düzeyinde her ne kadar “benim bu konularla işim olmaz” denilse de Bilinçaltı ortamın atmosferini sünger gibi çeker, düşük düzeylerde de olsa yeniden programlanır ve gelecekte yapacağımız davranışları belirli oranda etkiler. Etkilenmemek için bilinçaltını kontrol edebilen, onu koruyabilen güçlü bir Bilinç düzeyi (mertebesi) gerekir ki, bu da her kişinin harcı değil.

Kişi yinelediği kelimelerin TEFEKKÜRünü yapmasa da, en azından defalarca tekrarladığı kelimelerin/kalıpların ne olduğunu merak etmekte, ufak çapta araştırmalar yapmakta, bunlar üzerine düşünüp-taşınmakta, ikna olduğu noktalarda kendini duanın/Zikrin getireceği yarara daha da çok şartlandırmakta ve yararlarını görmektedir (örn. sigara bırakılır). Yoksa, yolda geçen herhangi birine “ne olduğunu söylemeden, kişiyi şartlandırmadan herhangi bir dua veya zikri belirli adetlerde tekrarlamasını istediğimizde” o kişide de aynı açılımların olacağını beklemek mantıklı değildir.

[[[ Deneme maksadıyla örneğin, "Rabbî zidniy ilma (Rabbim İlmimi Artır!)" duası seçilen bir kişiden günde 1000 defa, anlamını ona hiç mi hiç söylemeden ve o da anlamı üzerinde hiç bir araştırma yapmadan 5-6 ay tekrar etmesi istenilebilir. Deney sonunda kişide İLMİ bir artış oluyorsa anlatmaya çalıştığımız konuda yanıldığımız ortaya çıkacaktır. ]]]

Mârifet/kerâmet, araç olan “kelimelerde” değil, insanın inancındadır.

Zikir kalıplarına veya namazda okunan âyetlere anlam yüklenmediğinden/yaşamları olmadığından, beyin o esnada doğal olarak farklı düşüncelere kayacaktır. Kişi namaz kıldığını zannederken gerçekte örneğin borsadaki değişimleri, akşama yapacağı yemeği, okul masraflarını vs. düşünüyordur. Beyindeki biyoelektrik akışı namaz esnasında “gündelik bilinç hâlindeki (GBH) akışı takip edeceğinden, kılınan namaz mecâz olarak kalacaktır.

Fakat iKâMe-i Salât (Dirilten Namaz) ve ardından dua ve zikirler ile bizlerden yaşamamız istenen, GBH’lere belirli periyotlarla (3 veya 5 vakit) aralar vererek en azından birkaç defa da olsa “Üst Bilinç hâllerine (ÜBH)” geçiş yapabilmektir. Böylece beynin GBH esnasında -günlük koşuşturmaca içerisinde- yayacağı “beta” dalgalarının -biyolojik evrimsel sürecin insanda ulaştığı en üst seviye olan neokortekse (beynin, varlıktan ayrı “ben duygusunu” oluşturan bütün sinirsel aktiviteleri üreten bölüm) yapacağı baskı da azalacaktır. Baskının nedeni bu bölgedeki aktivasyonun (bilişsel farkındalığın üretimi nedeniyle) yüksek oranda enerji harcayan bir süreç oluşudur (Hatta enerjinin asgariye indirgenebilmesi için “uyku” denilen bilinç durumu evrimleşmiştir).

Salât ile periyodik olarak beynin bu bölgesinden kaldırılacak olan baskı “stres, tatminsizlik (bir şeyler eksik duygusu), öfke, kaygı, korku vs.” gibi rasyonel aklın üreteceği ayrılıkçı hisleri bertaraf edecektir.

[[[ Hayvanların bir çoğunda neokorteks çok küçük olduğundan (=bilişsel farkındalık çok düşük olduğundan) hiç bir hayvan psikolojik olarak rahatsızlanmaz. Ve bu yüzden tam teslimiyet hâlinde (ben duygusu oluşmadan) cenneti yaşarlar.]]]

Salât sırasında Rasûl’un öğrettiği âyetlerin anlamlarının hissedilmeye/ yaşanmaya çalışılmasıyla beynin egosal kimliğini devreden çıkartan alt bölümleri devreye girerek huzur-huşû-teslimiyet-tevâzu-hayranlık-birlik-tamamlanmışlık gibi saf gönlün kişiyi “benliğinden geçiren” hâllerini ortaya çıkartan “alfa” yayımı gerçekleşecektir (O mu’minler felâha erdiler. Onlar salâtlarında huşû içerisindedirler! âyeti).

Bu tarzda bir yaşam ile, Salâtın hakkı verilerek karşılığı alınmış ve Salât makbul olmuştur. Kişide o anda birtakım hissedişler olup Zihin Levhasına kayıt yapılıyorsa (kayıttan ziyâde hissedişler birimsel Hologramdan açığa çıkartılıyor)Ruha yükleme” mecâzı ile anlatılmaya çalışılan şey gerçekleşiyor demektir. Karşılık anında alınıyor/ alınmalıdır. “Ben anlamadan/ hissetmeden de olsa namazımı kılayım, zikirlerimi yapayım, ölünce dalga beden yaşamımda bunların karşılığını göreceğim” inancı hayallere dalıp kendini avutmaktır.

Kişi “Salâtlarında huşûda olanlar felâha erdiler” âyeti gereği o Salât esnasında dünyada/ben kimliğinde ölüp dalga bedeninde (kabrinde) dirilebildiği ölçüde (felâha kavuşmak) karşılığını anında almış oluyor [ölen (=dünyaya âit olduğundan gönülden tadamayan, gönlü algılayamayan) egodur, ölümü (egonun eriyişini) tadan ise birimsel zihnin entegre olduğu Nefs-i Küll ile olandır]. Beden toprağa karıştığındaki ölümle karşılığı alınacak değil.

Dalga bedene yükleme yapan birey dünyaya iniş yaptığında “benliği” artık eskisi gibi olamaz. Ontolojik anlamda kişiyi birkaç basamak yükselten salâtın getirisi olan bilinç hâli kişinin tüm gündelik davranışlarına otomatik olarak yansır.

[[[ Sevgili Ahmed Hulusi’nin “Tanrının Gökten İnen "Kadiri” yazısında bir ifâdesi vardı. Geleneğimizde sadece ismi kalmış Kadir gecesi anlayışını eleştirirken “Kaç kişiye o gece “Kadir” verilir, bilinmez!. “Kadir” verilenlerde ne değişir, bu da bilinmez!...” diyor ve “Kadir”in kişide açığa çıkmakta olan/Hissedilen bir gerçek olduğundan bahsediyordu.

Şimdi, sadece ismi kalmış, yıllardır (!) kıldığımız namazlarımızda, çektiğimiz zikirlerde, anlamını bilinmeden yaptığımız/dinlediğimiz hatimlerden sonra bizlerde ne gibi değişiklikler oluyor, kimseler biliyor mu? Bilmiyoruz; ama farkında olmadığımız hâlde dalga bedenimize yükleniyor diyerek duygularımızı tatmin ediyoruz!

Yıllarca spor yapar gibi namaz kılıyoruz, birçok kez hızlıca, tecvitli hatimler indiriyoruz, cemaatle namazdan sonra yıllarca anlamlarını bilmediğimiz aynı Arapça dualara âmin (=emin oldum) diyoruz. Ama biz aynı biziz, değişen bir şey olmuyor!

Arapça kalıplar 1400 yıl öncesinin mânâ atmosferi (?) nedeniyle belirli mânâlara bürünmüş olsa idi, ayırt etmeksizin hepimizde değişimler meydana getirecekti, Özümüzle kontakt kurulabilecekti (Bu kalıplar Türkçe olarak tekrar edilse idi, kesinlikle değişim yapardı da diyemeyiz. Çünkü önemli olan zihnin-bedenin “açılım yapıp hissetmesidir”! Kalıplar Türkçe olsa da duygusuzca yapılması gene etkisini göstermeyecektir).

Eğer kutsal sayılan zikir kalıplarının anlamları olsa idi, bugün bir ömür namaz kılan, tespih çeken milyonlarca insan geçmişte anlam yüklenmiş bu kalıpları tekrar ettiğinden otomatik hakîkat ehli olurdu.

Elbette zikirler, namazlar Türkçe yapılsın da demiyoruz. Türkçe kelimelerle de, bu kelimelere anlam yükleyerek yapılabilir, çünkü hepsinden (dilden) daha önemlisi zihinde anlam oluşmasıdır.]]]

“Beyin ve Zikir” konusunda vurgumuz zikrin gerçekleştirildiği dilden çok TEFEKKÜR ile HİSSEDİŞ gerekliliğidir.

Tefekkürsüz-Hissiz Zikir olmasın.

“O”’nsuz olmasın.

“O” olmadıktan sonra salâtlarımız (namaz, dua, zikir) hep mecaz; ama “O”’nunla her mecazımız Salât!

Hissettiren Zikir için 21 Düşünce

  1. (Kanber) diyor ki:

    Tekrarlar Konsantreyi( odaklanmayı) artırmak için yapılır. Belirli sayıyı tamamlamak için değil. Bu makaleniz Benim düşünceme göre doğru.

      Alıntıla  Cevapla

  2. gabriel diyor ki:

    mantıklı sözler ama yine de bizim bilmediğimiz başka düzen ve kanunlar olabilir bu beynin çalışma sistemi hakkında sanırım en güzeli şudur: Allah’ın esmalarını zikrederken o esmaya yönelik düşünmek örneğin vedud ismini zikrediosunuz Allah’ın sevgi ile alakalı bi ismidir o ismi zikrederken sevdiklerinizi ve derin bir aşkın nasıl bir şey olduğunu da düşünürseniz belki sadece düşünmekten çok daha hızlı ilerletebilir çünkü kelimeler de enerji taşırlar diğer herşey gibi ve belki bu kelimeler gerçekten kozmik planda kodlanmış da olabilir.

      Alıntıla  Cevapla

  3. Beyin ve Zikir paylaşımında da anlatmaya çalıştığım gibi Allah isimlerinin telaffuzlarını tekrar etmemiz ne âyetlerde ne de hadislerde bizlerden istenmektedir. Eğer âyet ve hâdislerde bir konuda işârette bulunulmamışsa bu durumun Sistemde yerinin olmadığını gösterir.

    Bizlerden istenen mânâdır. Mâneviyat/Ruhsallık, düşünce ve davranışlarda mânâyı yaşamaktır, madde dünyaya âit kelime telaffuzları ise materyaldir.

    Elbette herkes istediğine belkilerle inanabilir; ama önemli olan inanılanın Sistemde yeri olup olmadığıdır. Çünkü en güzel örnek Rasûllullah’tır ve Sistemi en iyi anlamış ve açıklamış Beyin de O boyuttur. Gösterdiklerinin haricindeki dînî ekstralar faydasız olup zaman kaybıdır kanaatimce.

    Zikir konulu paylaşımların özeti şu idi (detayları yazılarda): Kelimeler tek başlarına enerji taşımazlar. Onlara enerjiyi kodlayan kişinin o kelimeye yüklediği mânâ, düşünce ve davranışlarıdır.

      Alıntıla  Cevapla

  4. pehlivanım benim diyor ki:

    Çeşitli konulara atıf yapan yazı güzel ancak acizane olarak bazı hususlara değinmek isterim.
    Kur’an-ı Kerim, Allah Kelamı olduğu için ,onu layığı ile anlamak her zaman mümkün olmaz .
    Kaldı ki herkez Arapça veya daha açıkçası Allah’ ça bilemez.
    Kur’an-ı Kerim yaşayan bir Allah Kelamıdır.
    Şu an’ı dahi canlı yaşarsınız ve yaşattığını hissedersiniz .”Uygun kişi iseniz”
    Bazen öyle bir hal alır ki zorlandığınız veya ikna olmak istediğiniz konuya sanki canlı olarak cevap verir .
    İşte şimdi kişinin bilgi değerleri ortaya çıkar”gerekir”.O da iDRAK ‘tır..
    Kişi Kur’an-ı yaşadığını ve Kur’an-ı Kerimde ”okuyarak ” yazı ile Allah C:C. nun anında cevap verdiğini idrak ederse o zaman neticeyi anlar ve kendine gelir.

    Tekrar konusu Allah C.C. ‘nunda tavsiyeler indendir
    Örneğin :Namaz kılın diye defalarca uyarır o uyarı sayısı Allah C.C. nun taktiri kadardır.
    Ümmi olan Kul’una, Allah C.C. nun; La İlahe İllallah ‘de emri ve tekrar et emri de tekrar etmesi gereken kişinin anlamını bilmesini gerektirmeyen hususları içerebilir. ”Ancak mana bilinmesi daha makbul olur”
    Faydası AllahC:C: bilgisi dahilindedir.
    Örneğin:
    Ya Vedud ismini çok tekrar edersiniz periyodik olarak…Bir bakarsınız Ya Vedud Hz.leri türbesi ile buluşturur.Ardından sanki mükafat olarak ta Kaab Hz.lerine kavuşup Hz.Muhammed Mustafa A.S. ın süt kardeşi ile tanışırsınız.
    Doğrusunu Allah C.C. bilir…
    Tekrar fayda verir; manası bilinirse daha güzeldir ancak uygunu Allah ‘C.C nun uygun gördüğü tekrarlar sayısı kadardır özel sayıları yoktur size bırakılmıştır ama tekrar istenir..Bu tekrarlar her halükarda fayda verir.
    Selamlar.

      Alıntıla  Cevapla

  5. Sevgideğer Koray,

    Verdiğiniz haber linklerinde bahsedilen durum tam da anlatmak istediğim duruma işâret ediyor. Deney yapılan kişilerin beyinlerinde kendi anladıkları dilin (İngilizce) kelimeleri görüntüleniyor, anlamını bilmedikleri yabancı kelimelerin değil.

    Zikirlerin Arapça yapılması gerektiğine dâir âyet veya hadislerden delil getiriniz lütfen. Rasûlullahın böyle bir beyânının olmadığını yukarıda, anlamı bilinmeyen kelimelerin de beyin de anlam üretemediğini, bunun Sistemde yerinin olmadığını ise Beyin ve Zikir isimli paylaşımda dile getirmiştim. Dilerseniz inceleyebilirsiniz.

      Alıntıla  Cevapla

  6. Koray diyor ki:

    son linkin son kısmındaki:

    “Yâni, belirli evrensel anlamlar, kuantsal anlamlar, evrende dalga boyları, titreşimler halinde mevcût olduğundan; bunların ses frekansına dönüşmüş haline de kelimeler dendiğinden; o anlamların titreşimine en uygun kelimeler Arapça olduğu için, zikir kelimeleri Arapça olmuştur.
    Dolayısıyla, siz o kelimeyi değiştirdiğiniz zaman, asla o frekansı tutturamaz ve asla, o istenilen frekansın ihtiva ettiği anlama ulaşamazsınız.
    İşte bu sebebledir ki.
    Kişi, Allâh Resûlünün, Kur`ân-ı Kerîm`in insanlara idrâk ettirmek istediği sırlara ermek ve evrensel gerçeklere vâkıf olmak istiyorsa, zikir kelimelerini geldiği gibi, yâni Arapça orijinalinde olduğu gibi, tekrarlamak mecburiyetindedir.
    Ve dahi, en az hayatında bir kere, kesinlikle, Kur`ân-ı Kerîm`i Arapça orijinal kelimeleriyle beyninde tekrar etmek ve bunu RUHUNA yani dalga bedenine yüklemek zorundadır!.. Ki, ölümötesi yaşamında sonsuza dek kendisinde bulunan bu bilgi kaynağından yararlanabilsin!”

    burayı okuduğunuz halde mi katılmıyorsunuz? çünkü frekans tutmaz deniliyor…

      Alıntıla  Cevapla

  7. Sevgili AH’nin paylaşımlarını yıllardır takip etmekteyim. Dolayısıyla bu düşüncelerinden de haberdarım :). Ama Arapça telaffuzları konusunda kendisine katılmıyorum.

    Kendisi eserlerinde anlattıklarını sorgulamamızı istemektedir. Kendisi, kendisinin bir mürşit, din adamı, lider vs. vasıflar sahip olmadığını, sadece bir “düşünür kul” olduğunu defalarca yinelemesine rağmen gördüğüm kadarıyla okuyucularının büyük çoğunluğu ne yazık ki bunu yapmamakta, kendisi ne anlatmışsa olduğu gibi birebir inanmakta ve sorgulamamaktadır.

    Önder Rasûl ve Kur’ân’dır ve bu kaynaklarda ben böyle TEMEL bir bilgiye rastgelmedim.

    Tekrar nedenlerine girmeyeceğim, zira belirttiğim gibi Beyin ve Zikir yazısı bu konuyu işlemektedir.

    Özetle: Mânâların herhangi bir dilde KENDİ KENDİNE karşılıkları yoktur. Dildeki o kelimelere o mânâları yükleyen bizleriz.

    Frekans tutmaz diyorsunuz; ama Türk insanımızın çoğunluğu Arapça kelimeleri gırtlak yapısı uygun olmadığı için zaten doğru düzgün telaffuz bile edememektedir :).

      Alıntıla  Cevapla

  8. Koray diyor ki:

    anlamını bilerek hissederek zikretmek tartışmasız daha doğrudur…bu konuda hemfikirim…

      Alıntıla  Cevapla

  9. pehlivan benim diyor ki:

    Merhabalar,
    Öncelikle şunda anlaşalım…Melekler nurdan yaratılmış varlıklardır…Acizane söylemek isterim ki…Allah C:C. nun izin verdiği zaman, izin almış olan kişiler ki Peygamber A.S. lar örnek verilebilir …Melekleri görebilirler…
    Ayrıca görmesini dilediği kişilerde eğer layıklarsa görebilirler…
    Bu kafa gözü ile bu dünyada Melekleri görmek mümkündür…
    Hatta Kadir gecesi yeryüzüne inen Melekler ‘eğer bizler tarafından görülebilse idi o zaman anlardık ki yeryüzünde adım atacak cm kadar yer kalmamış…Tabi belli süre ‘ler içinde ”Allah C.C.” ne kadar izin verdi ise o kadar…
    Niye yazdım…Melekleri ;meleke olarak değerlendirmemeniz için …İnsan ayrı …Melek ayrı…
    Meleklerde birbirlerinden isim,görev,yetki vs. olarak ayrıdır.
    Acizane bilginize sunmak istedim…Selamlar…

      Alıntıla  Cevapla

  10. pehlivan benim diyor ki:

    Kur’an-ı Kerimi;Arapça Allah C.C. ‘nun buyurduğu şekli ile okumak gerçekten önemli…
    Meali bilmekte tefekkür için önemli …
    Doğru ayet ,doğru okuyuş , doğru tefekkür ile okunursa Allah C.C. da izin verirse ”Sır”lara vakıf olabilirsiniz…
    Şu kadarı söyleyeyim ki Hz.Muhammed Mustafa A.S. efendimiz ,,Hz.Ali R.A. efendimize gel” La İlahe İllallah” diyelim diyerek nasıl deneceğinin dersini vermişlerdir…

      Alıntıla  Cevapla

  11. pehlivan benim diyor ki:

    AH ‘nin bütün kitapları birbirinden önemlidir…Araştırmacı olanların dikkatle okuması uygun dur…
    Bizler o kitaplarla büyüdük içtik yuttuk olduk İnşallah Elhamdülillah …
    Tabi ki Avcı olmak ,İdrak sahibi olmak,layık olmaya çalışmak… Kur’an-ı Kerim Mealini iyi okumak Allah C.C. nu ve Peygamber Efendilerimizi ,Melekleri çok sevmek,Edepli olmak,Haddi bilmek ve …Allah C.C. nun sevgisini kazanmak…
    Şimdilik bu kadar yeterli oldu…

      Alıntıla  Cevapla

  12. pehlivan benim diyor ki:

    Duymak fiilini biz hep kendi yeteneğimiz sanıyoruz…
    Acaba? İnsan kendi içindeki sesi duymaya yeteneği yok iken dışarıdaki sesi nasıl duyacak…Yaradanın verdiği alet olmasa …Lütfen daha iyi değerlendirin…Duyan kim ?Duyuran kim ?

      Alıntıla  Cevapla

  13. pehlivan benim diyor ki:

    Yukarıda belirtmiştim ama yeterli vurgu yapılmadığı için tekrar belirtmekte yarar görüyorum…
    Kur’an-ı Kerimi OKU ‘mak çok önemli…Ancak en önemlisi ALLAH ‘ÇA okunması işte bu çok daha önemli …
    Arapça Yalınız onu Allah C.C.nun bizlere buyurduğu telaffuzla ”Vurgularla,yöntemle” okunursa gerçek frekans tutar,ayrıca Allah C.C. nun dilemesi uygun bulması… OL’emrine mahzar olunması da çok önemli……
    Öyle olmasa bütün Arapça okuyan insanlar Sırlara gark olurdu…

      Alıntıla  Cevapla

  14. malkut diyor ki:

    ne hikmettir bir kaç aydır çogunlukla gece allahım ilmimi,bilgimi , becerimi artır diye niyazda bulunuyorum asgaride 1000 sefer tekrar etmeye çalışıyorum.

      Alıntıla  Cevapla

  15. Evet, benim de küçük yaşlardan beri (bi-izni hi) anlamını bilerek, hissetmeye çalışarak etmeye çalıştığım ve hayrını gördüğüm bir duadır :).

      Alıntıla  Cevapla

  16. PB diyor ki:

    Allah’ım İLMİ’mi arttır,bilgimi becerimi arttır ‘ı tefekkür ederken sessizce düşünerek ve acizane arz ederek…Dil damağa yapışık sessizce Ya Alim ismini tekrar daha fayda verir…

      Alıntıla  Cevapla

  17. PB diyor ki:

    Tabi ki asıl ders sahibinden alınır…Kamil İNSAN ”Kur’an”” Mürşid ki Allah C.C. nun olması için çaba sarf edilmeli” bulunup onun yönlendirmesine uymak daha bilinçli gitmeyi sağlar…

      Alıntıla  Cevapla

  18. malkut diyor ki:

    asıl ders sahipten bazı geceler bildiriliyor acaba o geceler şahsımamı münhazır yoksa tüm insanlara mı. şöyleki o gecelerde uyku yorgunluk bilmem gönlümdeki aşkı ilahi kıpırtıdan coşkunluğa geçer kasvetden uzaklaşır ruhumun derinliklerinden kaynayan aşk pınarından sevgi sel olur bedenimi sarar taaki toplu iğne başı kadar boşluk kalmaz.

      Alıntıla  Cevapla

  19. PB diyor ki:

    Ne mutlu o zaman sana yolun ve bahtın açık olsun…

    Ancak sakın benliğe girme sana zarar verir…

    Bil ki Allah C.C. ‘nun ilmi ”Rüya sal ilimle” kısıtlı değildir…
    Daha ham meyve olduğunu unutma…

    Rüya ”O ‘nun ” öğretim metotlarından biridir…
    Ancak devamlı kendini süzgeçten geçir…Allah C.C. nun sevdiği yolda ol…
    O zaman Allah C.C. sana İLMİN kapısını açar…
    Temizliğe devam et…

    Farz ve sünnetleri görev bil…Kur’an- ı Kerim önderin olmalı…
    Sakın yolunu meşguliyet yoluna sokma sana Muhammed Mustafa A.S. yeter…
    Bıkma ,usanma ,edep yoluna gir ve devam et…

      Alıntıla  Cevapla

  20. S. diyor ki:

    Makalenin özüne dönmek gerekirse Zikir veya tekrar ;Allah C.C. na aşkın ilanı için yapılmalı…Allah aşkını oluşturmalı…Gönül coşmalı,kalp kıpır-damalı,kan kaynamalıdır…
    Kainat Allah ‘a ”C.C.” aşık olmuş Allah Allah demekten coşmuş hep dönüyor hep dönüyor… Dönerlerken La İlahe İllallah diyor…
    Mevlana zikirden aşık olmuş aşkını ilan için dönmüş Allah Allah diye..
    Aşksız hayat çürümüş beden demektir…
    ZİKİR AŞK ile güzeldir…
    Öyle ZİKRET ki Allah C.C. ‘nun NUR’u da seninle beraber ZİKİRe katılsın öyle ki… çık aradan O Kendini Kendisi zikretsin…
    SEN MEVLA’na kavuş…

      Alıntıla  Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

?>