HÛ, İşâret eder!
17 Mart 2009 3 Yorum
Dünyaya gelen/dünyasını oluşturan her bilincin doğal/fıtrî sorunu; zihninin sürekli olarak uyarıma maruz kalması sonucu entelektüelleşmesi ve bununla beraber “kavramlaştırmaya” giderek ürettiği, Varlığı bölerek oluşturduğu “nesneleri” gerçek/gerçeği zannetmesidir.
“Birbirlerinden ayrı” olarak kabul edilen birimler “nesne” olarak adlandırılır. “Kavramlaştırma” (ve isimlendirilmesi) olmazsa doğal olarak nesneler de olmayacaktır.
Bir bebek bedensel/zihinsel olarak geliştikçe, Zihni ilk önce “Anne” ve “ben”, daha sonra da çevrenin şartlandırmaları sonucunda “ben ve diğerleri” kavramlarını (ve isimlendirilmelerini) oluşturdukça Hakîkat’i (Dûnullâh’tan) bölük pörçük eder ve O’ndan iyice uzaklaşır (Cennet’ten iner).
Hakîkat bünyesinde/hakkında/içinde kavram oluşturup O’nda “nesneler yaratma” Hakîkat’i “böler”. Varlık -varlıkta kavram oluşturan “varsayımsal/geçici benlik” tarafından varsayımsal olarak (≈Dûnullâh’tan)- bölünür. Varlık indinde ise bölünme yanılsamadan ibarettir.
*/ Bir benzetme yapmak gerekirse… Bir şehrin elektrik şebekesinde akan elektrik gerçekte TEK’tir. Ama biz bu TEK’i “A’nın, B’nin, …, Y’nin, Z’nin evindeki elektrik” diye sanal olarak kavramlaştırıp/isim verip, sanki ayrı varlıkları varmış gibi her evin elektriğini ayrı ayrı nesnelleştiriyor ve TEK elektriği yanılsamalı olarak bölüyoruz, çoğaltıyoruz.
Gerçekte hiç birinin ayrı bir varlığı yoktur. Her biri yanılsamalı olarak ayrı kabul edilen varlığını o TEK elektrikten alır, her biri TEK elektriktedir, TEK elektriktir. Ve Elektrik TEK’tir. /*
Hakîkat/Varlık gerçekte kavram/isim/ayrılık kabul etmez. Her kavram zıttı ile var olduğundan (ve Varlığı sanal olarak böleceklerinden) gerçeklikleri de yoktur. Hakîkat/Varlık, gerçekliği olmayanlarla da tanıma gel(e)mez. Gerçekliği olmayan kavramlar/isimler zihin için ancak Hakîkat’e yönlendiren birer işaret, araç olabilir.
Hakîkat kelimesinin işâret ettiği Hakîkat’in kendisi ise “kavram” olmayıp “ayrılıkların yokluğudur”. Kavramların ve nesnelerin kayboluşudur. Nesneler, oluşturulan kavramların ayrı birer gerçeklik sanılması olduğundan Farkındalıkta/Hakîkatte yer kaplamaz, Varlığı bölemezler.
Hakîkat’i bilmek (kavramların değil) ayrı ayrı nesnelerin olmadığını yaşamaktır. “Ben, Sen, O, …, HÛ” birer kavramdır, gerçek değildir. “Evrensel Farkındalık” vardır; ama Farkındalığın “ben(ler), sen(ler), HÛ” olarak kişileştirilmesi/Hüviyet verilmesi illüzyondur. Her bir isim/kavram bölük pörçük sanal dünyamızdan Hakîkat hakkında yapılmış işâretlerdir. Varlık hakkında yapılan İşâretlerin (HÛ yapar, eder gibi isimlerin/kavramların) gerçekmiş gibi zannedilmesi, HÛ’nun işâret ettiği Hakîkat’in zamanla zihin tarafından nesnelleştirilmesi=ayrılaştırılmasına neden olabilecektir. Bu durum kavramlarla algılamaya programlanmış zihinlerimizin doğal sonucudur. İşâret edilen Hakîkat Şuur/Kalp tarafından hissedilecektir.
“Yapan, yaptıran HÛ’dur” denilir. Bu cümlenin gerçek olarak addedilmesi Varlığı “yapan-yapılan, yaptıran-yaptırılan” olarak bölmektedir ve bu yüzden Hakîkat değildir.
HÛ, bizim boyutumuzdan (≈Dûnullâh’tan) zihin için yapılmış bir isimlendirmedir. Şuur’da sezilmesi gereken ise “Ben, sen, O, … , HÛ” ayrı-gayrılığı olmadığından gerçekte “Mutlak Fâil ve İzâfi Fâiller” olarak tanımlanabilecek hiçbir Fâil’in olmadığı gerçeğidir. “Fiillerin” sonsuz devinimi vardır. Her fiil “Kendiliğinden” eyleme gelir.
Hakîkat’in kendisi “ayrılıkların yokluğudur”. “Ben, sen, O, … , HÛ”‘nun kayboluşudur.
Özgürlük de, Mutlak Fâil veya İzafî Fâillerin, Fâil olacak varlığımızın olmadığını Hissedip Eylemlerin Akışında Kaybolmaktır.
Hakîkati sezmek, Fâiliymişiz gibi başladığımız eylemlerin Fâilli zannından vazgeçip “Sadece eylemin gerçekleştiğinin” Farkındalığı-nın kalmasıdır, Fark eden -ben/HÛ- olmadan!..
Aradaki Farkı fark etmek üzere…



herşeyin aslında tek olduğunu anlatıyosunuz benim merak ettiğim insanın bu durumdaki yükümlülüğü yada iradesi var mıdır hayattaki yegane amaç farkındalık mı olmalıdır.yada bizim şeytan dediğimiz şey ‘tek’ ten ayrı mıdır.şimdiden teşekkür ederim.
hasan günakAlıntıla Cevapla
Sevgideğer Hasan Günak,
Gerçekte kimsenin iradesi yoktur. Fakat bu ötelerden bir varlığın belirlediği yazgıyı oynamak anlamına gelmemektedir. Varlık TEK’tir ve TEK, bizim aracılığımızla İrade sahibi olmaktadır. TEK, bizim aracılığımızla derken bile bir ayrım vardır; fakat anlatabilmek için ifadelendirmede zorlanmaktayız. Gerçekte ayrım yoktur.
Benzetme yapmak gerekirse, zihnimizde roller vererek oynattırdığımız bir tiyatro sahnesini düşünelim. Rollerini oynayan herkes ayrı ayrı varlıkları varmış gibi görünse de gerçekte onların her birinin dilemesi gerçekte TEK ZİHNİN dilemesidir. Bizden açığa çıkan her şey Biz-Ben olan TEK’in İradesidir.
Bizler TEK’in özellikleri ile varız. Bileşimimiz nedeniyle “ben” dediğimiz varlıkta açığa çıkan davranışlar sistemde karşılığını bularak birimin hak ettikleri olarak gene karşısına çıkmaktadır. Bu arada Her şey TEK’te meydana gelmektedir.
Yükümlülüğümüz vardır; ama bu ötelerden verilen bir yükümlülük değil; bizde açığa çıkan veritabanımızdır. Sistemde duygusallığa yer yoktur. Bizler Evren içerisinde meydana geldik. Bir nevi günahkâr (atalarımızdan ve çevremizden aldığımız şartlanmalar) doğduk. Tüm bu şartlanmalarımıza Şeytan diyebiliriz.
Yapmamız gereken de veritabanımıza format atıp onu yeniden kurmak ve güncellemek olacaktır. Buna da farkındalık denilmektedir. Farkındalığın getirisi ise İmtihandır. Gene benzer şekilde imtihanı bize kimse yapmamaktadır. Sistem gereği veritabanımızın karşılığı olarak karşımıza çıkmakta ve vereceğimiz tepki bizim imtihanımız olmaktadır.
Berkay Özcan (AHHA)Alıntıla Cevapla
Yemen ellerinden gelir, o,yarin kokusu,
Ali Haydardır,evliyaların,baş mepusu,
Eniş olurmuş,bunca müşküllerin yokuşu,
Hu Diyelim Hu,Rahmanım Hu,Kahharım Hu
KanberAlıntıla Cevapla