Neden Evrimsel Yaratılış?
12 Ocak 2009 8 Yorum
Fizik kurallarına aykırı “mucizevî/ani yaratılış” ile “Evrimsel Yaratılış” arasındaki farkın, “Allãh ile, Tanrı ve yarattığı özel insan inancı” arasındaki farka tekâbül ettiğini düşündüğümüzden bu konuya olduğundan fazla önem vermekteyiz. Tanrı herşeyi bir “hikmetle” ve “maksatlı” şekilde yaratır; ama Allãh ismi verilmiş Tümel Varlığın “kendi kendini organize ve refere edebilmekte” olan algıladığımız boyutu ise “deneme-yanılmayı“, “tesadüfleri/rasgeleliği” *de* kendinde barındıran bir sistemdir (Dikkat, *de*).
Doğa kanunları örneğin bir bakteride tamamen “deneme-yanılma yoluyla/rasgele bir şekilde“, o bakteri türünün işine yarayacak “bilgiyi” genomunda mutasyonla üretir. “Deneme-yanılma” yapan bir bilinçli kimlik/zeka yoktur elbette, Evrenimizin oluşumuyla beraber varlık kazanmış kanunlar sayesinde “kendiliğinden” gerçekleşir. Bakteri rutin olarak mutasyona uğradığından, mutasyonlardan bir tanesi illaki ortam şartlarına uyum sağlama noktasında hedef tahtasını iyi veya kötü bir şekilde vuracaktır; ama vuracaktır! Tüm canlıların sahip olduğu biyolojik ve zihinsel özellikler, hatta insandaki “yüksek” farkındalık melekeleri” hep doğanın “deneme-yanılma mantığıyla” ve o türün yaşadığı ortamın şartlarının “zorunlu sonucu” olarak var olmuşlardır. Seçici olan ortam koşullarıdır. Rasgelelilik çeşitliliği üretirken, ortam şartları filtresi bu çeşitlilikten kendisine (filtrenin deliklerine) en uygun olanları seçer, yaşatır (deliklerden geçirir).
Örneğin, soğuk hava şartları, kendinde rasgele mutasyonla (kabaca) “kıl üreten doku” açığa çıkmış bireylerin zamanla seçilmesini sağlamıştır. Çünkü rasgele (deneme-yanılmayla) açığa çıkan bu özellik popülasyona yarar sağlayacaktır. Dolayısıyla bir çok kara hayvanı da -özellikle soğuk bölgelerde yaşayanlar- kıllıdır.
İnsan türünün ataları da ayrıcalıklı olmamaları (“evren kendisi için yaratılmayıp”, kendisi evren içinde meydana gelmiştir) nedeniyle sık kıllı idiler. İnsanın yerel hayata geçişiyle beraber avladığı hayvan derilerinden kendisine giyecek yapıp soğuktan korunma-ısınma ihtiyacını gidermesiyle birlikte vücudun üretimi olan kıllara olan ihtiyacı da doğal olarak azalmış; ama iz olarak da kalmıştır. Benzer şekilde, C vitamini geninin üretimine olan ihtiyacımız da azaldığından genin mutant-işlevsiz hâli genomumuzda iz olarak kalmıştır. Bunlar geçmişin, evrimimizin izleridir! (Tanrı’nın vitamin satan, kıl gideren firmaların rızkını düşünerek böyle fazlalık yaratımlarda bulunmayacağını düşünüyorum. Bu bakış açısı sanırım bizlerin insan-merkezli duygusal şartlanmamızdan kaynaklanıyor.)
İnsan sistem içinde meydana gelmiştir. İnsanla (özel olarak) ilgilenen bir Tanrı yoktur! Aynı kalıntılar/fazlalıklar diğer türlerde de vardır. Bazı yılan türlerinde işlevsiz ayak ve kalça kemikleri, kör mağara balığında göz kalıntıları (göz çukurları var; ama gözler yok), atlardaki ek ayak parmak kemikleri, suda yaşayan balina fosillerinde bulunmuş olan ve günümüz balinalarında da hala gözlenebilen arka ayak kemikleri!… Bütün bu kalıntılar doğanın “deneme-yanılma ile en yararlısını bul mantığı” ile bir zamanlar türe işlev verdiği; ama gereksinimin azalmasıyla “iz olarak” bıraktığı tarihtir.
Doğal koşullarında yaşayan diğer hayvan türlerinde psikolojik hastalıklar gözükmez iken, insan kaygı, hırs, depresyon, bağımlılık ile mücadele eder durur. Bunun nedeni, hayvan atalarından doğal olarak aldığı duyguların kendine has “bilişsel zihni” ile çatışmasıdır. Nefs mücadelesi duygusal belleğimizdeki bu hayvani kalıntılarla ön-beynin bilişsel zekasının cihadıdır. Şahsımıza yapılan küçücük bir meydan okumada kendimizi bilişsel zekamızla kontrol edemememizin nedeni, duygusal-hayvani belleğimizin-kalıntılarımızın çok güçlü olmasıdır. Ezici çoğunlukla atalarımızdan aldığımız miraslar galip gelir ve karşıya sözlü-bedensel saldırıda bulunuruz. Bu reaksiyonu harekete geçiren limbik sistemimiz aynen hayvanlarda da bulunur. Görevi ise, korku-saldırı durumlarında mantıklı analiz yapmaya fırsat vermeden, düşünmeden anında harekete geçmektir. Bu sayede canlı kendisini de korumuş olur. Hayvanların yaşam mücadelesi için çok mühim olan bu sistem, insanda mantıksal zekanın evrimleşmesiyle insanın başına büyük bir bela/imtihan olmuştur…
Özetle; göklerden/ötelerden ışınlanan ne ruh/zeka/bilinç/kalp vardır, ne de şeytanî duygular… Işınlayacak olan tanrısal bir güçtür; kanunlarla oluşum ise Allãh’tadır.
Bu anlatım mantığına bakınca, salt fizik kanunlarının işleyerek rasgele üretim yaptığı anlamsız bir evren modeli karşımıza çıkıyor. Rasgelelilik, üretimin yöntemlerinden sadece birisidir. Büyük Patlama ile açılan evrende bu yöntemin milyarlarca yıl sonunda zorunlu sonucu Bilinci Hakîkat’e AYNA olan varlıkların bedenlerine hazırlamış olduğu ortamdır.
RUH kendini –anlatma sadedinde- deneyimlemek isteyince, kendini algılayacak –aracı- bir madde bedene ihtiyaç duymakta ve yeni bir Evrenin oluşumuna neden olmaktadır. Maddî evrenin ilk aşamalarında bilinçsiz olarak, deneme-yanılmayla, evreni/kendini -asgari düzeyde de olsa- (hayvanlarda) algılayacak bir zihne (madde bedeni algılayan bir üst boyuta) temas ettirir. İnsandaki beyine/bilince ulaştığında ise artık deneme-yanılmanın ötesinde, “kendini bilinçli olarak” daha derinlerindeki boyutlarını algılayabilme potansiyelini ortaya çıkarır.
RUH, kendini tam olarak ise Kamil İnsan ile seyreder! Deneme-yanılmayla oluşan bütün bu canlı zenginliği (Hiç bir zaman tanışamadığımız, kimsenin ilgisini çekmeyen, varlığından haberi olmayan nesli yok olmuş canlı türleri vs. dâhi) RUH’un madde beden yönünden Hz. İNSAN’a ulaşabilmesi/RUH’un kendini İnsan’ı Kamil olarak seyredebilmesi için üretilmiştir. İnsan tür olarak Evren içindedir belki; ama Evren de Hz. İNSAN için(de)dir.
Bu yorumları yapabilmek için Bilim’in şüphe olmayan teoremlerinden yararlanmaktayız. Bilim, her şeyi açıklayamaz elbette; ama artık bilim insanlarının şüphe etmediği bulgularını “her şeye olan bakış açımızda” çok iyi bir el feneri olarak kullanma hakkımız vardır. Bu bakış açısı olmadan din mecazlar/hayaller yığını olarak kalacaktır. “Hayallere dalmamak” için gerekli bakış açısını oluşturmada, Mehdiyet Çağımızın Biliminin bulguları kısıtlılık oluşturmaz (Kalbimizde aklımızı rahatlatacak, besleyecek Sevgiyi; gücümüz yetiyorsa Aşk’ı sakladığımız müddetçe…).
Bilim bu güzel seviyeye kolay gelmemiştir. Maneviyat ehlinin arınması için Aşk ateşine atılması gibi, bilim insanları da, bilimi dogmalardan arındırabilme uğruna ateşlere atılmıştır. Her seferinde de “her şey insan için vardır” saplantısına darbe vurmuş, hiç sorgulanmamış inançların gerçeklerle uyumsuzluğunu, mûcizevî müdahalelere gerek kalmadan, sistemin tıkır tıkır işlediğini savladığı teoremleriyle göstermiştir.
Şüphe edilmeyen bu teoremler bir gün açıklanamayan bir açık yakalandığında daha iyisi ile değiştirilmeyecektir, açık kalan kısımlar için yeni teoremler geliştirilecektir. Nasıl ki Einstein, Newton kanunlarının açıklarını yakalayıp bakış açımızı genişletti ise; ama Newton kanunları geçerliliğini yitirmedi ve hâlâ günlük yaşamımızda Newton kanunlarına aykırı olaylar gerçekleşmiyorsa, benzer durumlar Bilimin gelecek tarihinde de yer alacaktır.



Yazılarınızın Bana göre bir kısmı doğru bir kısmı yanlış.Mesela
(Yaklaşık olarak yazıyorum ayeti: Onlar ki ALLAH’A eli bağlı dediler, Kendi elleri bağlınısıcalar. ALLAH’IN eli olabildiğince açıktır.) Yani ALLAH bizimle ilgileniyor.
Ayrıca Aşk’tan sevgiden bahsediyorsunuz, ALLAH O duyguları bizimde yaşamamızı istediğine göre Bizimle İlgilendiğini gösterir.
Ayrıca Çoçuk misali soru sormak araştırmakta güzel demişsiniz, buda ALLAH’IN bizimle ilgilendiğini gösterir.. Örnekleri çoğaltmak mümkün…
Başka bir anlamda söylediysen ki: Anladığım kadarı ile Sebepleri yerine getiren zaten mükafatı( Güzel Duyguları) alır diyorsanız ki Bana göre Bu niyette doğru. Ama bu şekilde açıklama yanlış bu İlgilenmediğinden değil EL- ADL ve EL-HAK olduğundandır.
Doğruyu bulma isteğinizde Samimiyseniz ki (Ben öyle zannediyorum) iseniz üstesinden gelirsiniz.
ErmanAlıntıla Cevapla
İnsan’a kadar Evrim bilinçsizce ilerledi. İNSAN’dan sonra ise Bilinçli Evrim başlamıştır. BİLİNÇli evrim ile Farkındalık artışı ile Allãh isimli Tümel Varlığın “ilgi” alanına (mecâzî anlatım olarak) girilir.
Berkay Özcan (AHHA)Alıntıla Cevapla
Hz. Musa (a.s)’nın asasını atarken deneme yanılma yöntemi ile yılana dönüşmesi söz konusu olmadığına göre. Kainaatta kontrollü bir müdahale ile şekillenmiştir.
KanberAlıntıla Cevapla
Kur’ãn kıssalarını sembolik anlatımlar olarak gördüğüm ve ötedeki bir Tanrı’ya ve O’nun müdâhalelerine inanmadığım için Bilinçli ve Bilinçsiz Evrimsel Yaratılışı kabul etmekteyim.
Berkay Özcan (AHHA)Alıntıla Cevapla
Şu an Sana göre Ötede, Ötede olmasının sebebi Tamamen O olamaman. İşte bu da perdedir. Perde yi ortadan kaldırmak içindir asa. Noksan Sıfatların olduğu sürece Öteki dir Senin için.
KanberAlıntıla Cevapla
Bana göre ötede demiyorum; “Ötede bir Tanrı anlayışını” kabul etmiyorum diyorum. Yorum ve yazılarımı yavaş yavaş, düşüne düşüne, dikkatli bir şekilde yapmaya/yazmaya çalıştığım için okuyucu ve OKUR’un da anlatmak istediğime ulaşabilmesi adına yaklaşık performansla yorum ve yazılarımı tetkik etmesi gerekir.
“Sen, ben, o vs.” bağımsız bir birim olarak zâten var olmadığımız için “Tamamen O olmak” diye bir şey yoktur.
Berkay Özcan (AHHA)Alıntıla Cevapla
normal bilinçli insanları tasavvuf a teklik bilincine yöneltmenin programlı bi düzeneği yapılamazmı zevkli ve okudukça içine çekeceği?
ademAlıntıla Cevapla
normal bilinçli insanların teklik bilincine erecegi yollar apaçık meydandadır,ama bu yollara giriş susamayana su vermeyiniz mantıgı ile açılır
mehmetAlıntıla Cevapla