Sonsuzluk Kulesi

Çok konuşmak Kalıbı yorar, Kalbi öldürür.

Kitap apaçık, OKU’maya çalış Kendini..
İki saati bir olan ziyandadır, bu Bilgi Çağında..

OKU’maya başla ki, Âlem sana OKUNAN=Kur’ãn olsun. Âyetler Şuûr’una, İNSAN (≈ Kalbî bilinç)’lığına insin.

İns (≈ gündelik bilinç) veya cin (≈ bilinçaltı kişilik) olarak kaldığın müddetçe, diğer ins ve cinleri de yardıma çağırsan, bir âyetin benzeri bile OKU’man için getiril(e)mez/indiril(e)mez!.

Sembolik bulmaca-bilmeceleri çözecek olan, mantıksal, entellektüel bilgi tabanlı çalışan, doğum sonrası geliştirilen ve sahip olunan Üst değil; doğumdan önce gelişen, yüz milyonlarca yıllık tarihin birikimine sahip, doğayla uyumlu, sezgisel Alt beyin olacaktır.

Ama kişinin Alt beyninden gelen ilhamları alabilmesi için, Arınma dediğimiz Üst beynindeki ve Bilinçaltındaki takıntılarını, şartlanma perdelerini kaldırması gerekmektedir.

AYNA’daki YANSIMA…

Kimi AYNA’ya bakar, kimi görmeden kırar-döker geçer, kimi de AYNA’da SIR olur, kendisine bakana KENDİNİ gösterir. AYNA’yı keşfedenlerin de çok azı SIR’ra erer, AYNA’daki HAYAL’e daldıklarından…

“Kullu men aleyhâ fân. Ve yebkâ vechu rabbike zûl celâli vel ikrâm.”

Orada bulunan her kimse yoktur/fânidir, ancak azamet ve ikram sahibi Rabb’inin zâtı bâkidir.

Yok olacaktır değil, “yoktur”. Bâki kalacaktır değil, Bâkidir…. Ahmet, Mehmet, Berkay vs.. “Ego” olarak zâten yanılsamadır, sanaldır, yoktur ki gelecekte de yok olsun. Her “birim”den zâten algılayan Bâki olan BEN’dir.

O kadar sanaldır, yanılsamadır ki “Ego”, 5-6 sn’lik Bilinç akışından kaynaklanan bütünsellikten alır o tüm sanal varlığını, “ben”liğini. Aldı mı bir darbe ensesine, girdi mi bir kere komaya, daldı mı rüyasız derin uykuya, “BEN” keser “ben” algısını “aleyhâ”. Bu kadardır işte varlığı…

Deccâliyet, TEK’in KENDİsinin, -alt boyutun bakışı ile- bir takım İLHAMlar ile ruhsallığı yaşattığı -sanal- mahâlde bir müddet sonra, ruhsallığın verdiği GERÇEK REALİTE hissi-hazzı-gücünün bedensel ve zihinsel isteklerde kullanılma yanılgısına -o sınırlı varlığın kendi olarak- düşmesi durumudur.

Duyguları-dürtüleri reddetmemek gerekir. Reddetmek, o an için onları göz ardı edip Bilinçaltı halısının altına bastırmak/süpürmek demektir; ki mutlaka sonunda çözümlenmek/deneyimlenmek için “patlamak/taşmak” zorunda kalacaklardır. Onlar doğamızın birer parçasıdır; ama RESMİN BÜTÜNÜNÜ göremeyen, anlık zevkleri teşvik eden; insanların geleceklerini karartan, Sözde-Modernist Bakış açısının SÖZDE-ÖZGÜRLÜK adına empoze ettiği özgür(!)-hayvansal yaşayışı tercih etmek yerine KONTROLü, FARKINDALIĞI, SABRI seçerek YAŞAMSAL BÜTÜNLÜK’te mutluluk ve mutsuzluğun ötesindeki HUZUR’a ERebiliriz.

Göreni sınırladın mı, görülen de sınırlı olur. Göz müsün, Şuûr mu?

Modernist bakış özgürlüğü, dürtüleri serbest bırakmak olarak tanımlarken; Duygusal Zekânın keşfiyle, gerçek özgürlüğün “dürtülerden özgür olmak” olduğu kabul görmeye başlandı. (Nevzat Tarhan)

Beynin çalışma mekanizması bellidir. Aslını bilmiyorsan, taklit yaptırdığın sürece Hakîkat’ten uzaklaşırsın. Bir de bakmışsın din de kalmamış, insanlık da. Maymun olmuşsun!..

Allãh yarattığı her “mahluk”un içine kendi “mürşid”ini de koymuştur.. Sizler sakın kimseye “mürşid” olmaya kalkmayın.. Yapabiliyorsanız her insanın içinde “mevcut” mürşidine ulaştıracak “bilgi”yi ona sadece “teklif” edin…” (Hacı Ahmed Kayhan Dede)

    

Düşüncelerinizi ÖZgürce Paylaşabilirsiniz!..

Toplam Ziyaretçi (IP) Sayısı