Rab-Rabb-ül âlemîn
07 Mayıs 2009 12 Yorum
Kur’ãn’da Allãh’ım, Allãh’ın, Allãh’ı, Allãh’lar gibi ifâdeler geçmemektedir. “Allãh” kelimesi neye (!?) işâret ediyor ise iyelik eki ve çoğul eki al(a)mamaktadır!
Fakat Kur’ãn’da Rabbim, Rabbin, Rabbi, Rabler gibi ifâdeler geçmektedir. “Rab” kelimesi neye işâret ediyor ise, iyelik eklerinin her birini ve de çoğul ekini alabilmektedir.
En genel anlamıyla “Rab”; “Sözünden dışarı çıkılamayan, yetiştirici, gözetici” anlamına gelmektedir. Kelimenin anlamı gereği, her birimin üzerinde söz sahibi olan Rabbi de farklı olabilecektir.
Yusuf’un zindan (!?) arkadaşı Rabbi’ne Şarap sıkmaktadır.
Birbirinden farklı özelliği olan Rabler mi hayırlıdır, yoksa Vahid ve Kahhãr olan Allãh mı?
Her birimin mânâ kompozisyonu veya daha güncel, somut (!) olarak tanımlamak gerekirse veritabanı, zihin içeriği farklı olduğundan, Rabbi de farklıdır. Kişinin Rabbi, zihin içeriğinin otomatik sonucu ve işlevidir.
Egonun ayrı bir varlığı olmadığından ego Rab olamaz; fakat egonun oluşmasını sağlayan Rabbidir.
Zihinde örneğin El-Halîm mânâsı, özelliği vardır, El-~Alîm vs. vardır ayrı ayrı özellikler olarak; ama Zihin içeriğinin (El-Halîm + El-Alîm + … vs.) otomatik sonucu (kişinin davranışları bu El-Halîm + El-Alîm + … vs. özellikler doğrultusunda işler) olduğundan/ayrı bir özellik olmadığından “Rabb” kelimesi “El” takısını almaz, Er-Rab denilmez. “Abd er-Rab olamaz.” Rab, ayrı bir mâna olmayıp tümel bir işlevdir.
Zihin içeriği ise genetikten gelen ve çevreden edinilen bilgidir. İçsel Farkındalık sahibi olmayan hiçbir varlık Zihin içeriğinin otomatik sonucunun ≈ Rabbi’nin dışında eylemler, düşünceler açığa çıkaramaz.
Rabbine tâbi olan dolayısıyla Özgür=Âbid, “Rabb’ul Âlemîn olan Allãh’a Kul” değildir. Abd ur-Rabb olmaz.
Rabb’ül Âlemîn, Rab’den farklıdır. Benzerlik işlevindedir. Elbette Rabb’ül Âlemîn ve Rab şeklinde iki ayrı yapı yoktur, fakat aynı varlığın bulunulan bilinç düzeyine göre zihin tarafından farklı algılanması söz konusudur.
Kelimeler kullanıldığı yere, kişiye, bilinç mertebesine göre ilişkili; ama farklı anlamlarla boyanabilir. ~İsa’nın Rabbi Allãh’a, bağımsızlığına; zindandaki Şarapçı’nın Rabbi bağımlılığına işâret eder. “Ahaden” farklıdır; Allãh’u AHAD farklıdır.
Allãh Rabb’ul Âlemîn’dir. Âlemîn, Rabbine/ mânâ bileşimine/ zihin içeriğine tâbi birimler değil, İlmin/İçsel Farkındalığın açığa çıktığı birimlerdir. Allãh İçsel Farkındalık sahibi birimlerin Rabbi’dir.
Âlemîn, Allãh’ın Kullarıdır. Şartlanmasızdır (“Subhan Allãh” derler), doğuştan getirdiği bileşim doğrultusunda değil, Evrensel Düşünebilen ahlâka sahiptirler. Evrensel düşünebilmek, Allãh’ı Rabb olarak kabul etmek, etrafın değil, O’nun ahlâkına boyanmaktır. Etraf değil, Evrensel olanın istikâmetinde eylemleri ortaya dökmektir.
Rabbine ârif olmak, zihin içeriği ve çıktılarının, “ben” dediğinin “sahte”, “geçici” bir bileşim olduğunun içsel farkındalığına ulaşıp, bu illüzyonu sonlandırmak ve etrafın-genetiğin oluşturduğu sahte/mecâz kimliğimizi değil, ilhamlarla oluşturulan “Gerçek Benliği” ortaya çıkarmaktır. Âlem olmaktır!



nefisini bilen rabbini bilir
e o zaman nefsimiz aslında rabbimiz mi oluyor?
o yüzden mi Zat-ı Hak’tır varlığın nefsini görebilsen deniliyor?
Rabbil Aleminden insan kendi Rabbini görebilir o zaman?
doğru mu anlıyorum?
KorayAlıntıla Cevapla
Tabi ki hayır,nefis bir iptila vasıtasıdır…
Nefis; bir sigortadır…
Nefis;vücut ile Ruh arasında köprüdür…
Nefis; dünyaya ait bir araçtır…
Nefis; Vücut ile dünya arasında sınav köprüsüdür…
Ruh ,nefis,vücut dikkatli dengelenirse…İNSAN mutmain olur…
Allah C.C. Mürşidin olursa ve tabidir ki sana nasipte etmişse Allah C.C. yu görmen niye olmasın ?…
PBAlıntıla Cevapla
Koray’a çok teşekkür ediyorum …
Diyaloğu için …
Sormak ,ufku açar…
Sormak ,araştırma ,inceleme ,neticeye ulaşma ve yakın olma vasıtası olur…
Allah C.C. ‘ya talip isen … Ara …İste ,Arzu et…Sev … Sevil…Nasibin ise ulaşırsın…
Aramadan ,emek vermeden ,ter akıtmadan,oltaya yem takmadan balık tutulur mu?
PBAlıntıla Cevapla
Kişi Allah C.C. ile irtibatını kendi inanç ve bağlantısına göre” Rabbi’sine göre” yapar…
Yani Kendi Rabbi ile arasındaki bağ veya bağlantı hangi oranda ise o şekilde hakikatine ulaşır…”Veya ulaşamaz”.
Kişini Rabbi ;
Allah C.C. dan farklı RAB ”veya Rab’ler” ise heyhat… o zaman yanlış yöne gidiyor demektir…
Rabbi, Allah C.C. ise ve onunla arasında sevgi bağı oluşmuşsa ”Aşk” o zaman
doğruya yönlendirmiş olur…
Kişinin düşündüğü ,sevdiği ,aşık olduğu,irtibat kurduğu veya kurmak istediği RABBi …Allah C.C. ise o zaman gerçek sevgi yoluna girmiş olur…
Kişi veya kişilerin Rabbi… Allah C.C. olursa gerçek Rabbine ”Ulaşmış” arzu etmiş olur…
Örneğin acizane olarak arz edeyim …
Benim Rabbim Alemlerin RABBİ olan… Allah C.C. dur…”O Tek ve gerçek RAB dir…”
Ona HAMD ve ŞÜKÜRLER olsun…
Hata ve kusurumuz çoktur…Bizi af etsin…
S.Alıntıla Cevapla
Nefsini bilmek Rabbını bilmek değildir…
Nefis kendine hoş gelen şeyleri sever ,ister ve bilir…
Nefsimizin ari olma durumu oluşursa ,Rabbın den gayriye kapanması veya yaşam gereği kadar teferruata bağlanması Rabbına layık olmayı sağlamayabilir…
Rabbil Aleminin görülmesi kişinin layık olması ile ilişkilidir…
Bu da ancak Mürşid inin doğru adres olması ve doğruyu öğretmesi veya yönlendirmesi ile olur…
Mürşid’in öğretmesi durumunda dahi Allah C.C. nun rızası olmazsa gene görme gerçekleşmeyebilir…
En doğrusu RABBİN Mürşid olması ile olur …O zaman görmeyi öğreten Allah C.C. olduğu için Rabbi görmek mümkün olur…
S.Alıntıla Cevapla
Rabbi’ni bu hayatta gören var mıdır?…
Bu sorunun cevabı EVET ‘tir…
Eğer layık ise ve Allah C.C. da diledi ise gerçek görme mümkün olur…
Örnek : Hz. Muhammed Mustafa A.S….,Hz.Ali R.A. … ve … Görmeyi Kime diledi ,nasip etti ve Mürşidi oldu ise o…
S.Alıntıla Cevapla
Haddini bilen Rabbını bilir sözü doğru mudur ?…
Bu sorunun cevabı kısmen doğru olabilir…
Kişi kendine ,Nefsine,Vücudun hakim ise ve Allah C.C. dışında hiçbir şeyde beklentisi yok ise vede gerçekten… Allah C.C. nu bilme yetkisine sahip ve nasip olmuş ise o zaman haddini bilen Rabbını bilir…
Yoksa her haddini bilen ,Rabbını bilemeyebilir…
”hakim ise ve Allah C.C. nun rızası dışında” olarak o satır düzeltmesini lütfen yapınız
Allah lafzı…; Kümülatif kapsamlıdır…
Allah C.C. ‘nun ”bütün ”tüm Esma ‘sını ”İsimlerini ”kapsar…
Bu yüzden Tek’in simgesidir…�
Allah C.C. ‘nu Allah olarak bizatihi görmek bizatihi kendisi dilemezse ”İzin vermez ise” mümkün değildir…
O yüzden Allah lafzı çoğul eki almaktan kati olarak münehzehtir…
S.Alıntıla Cevapla
Arkadaşlar yukarıda yazılı makaleyi okurken size aktarmak istediğim bir konuyu hatırladım…
O da şu: Allah C.C. Kul veya Kullarına sesli yayın yaparsa veya yapmayı dilerse…
Yaptığı veya yapacağı yayını ;sadece dilediği ,arzu ettiği istasyonu oluşturanlar veya duyma aleti olan Kul veya Kullar tarafından duyulur…Duyma aleti olanlardan da o anki yayını, kimin almasını dilerse o Kul veya Kullar yayını alır…
Yayının alınması için Kul veya Kulların yapması gereken herhangi faaliyet yani bir şey olmaz…
Kul hangi hal ve durumda olursa olsun…İster uykuda ister uyanık …İster oturuyor,ister yürüyor…
İster Namazda ister hayal dünyasında geziyor veya dua ediyor…
Evet kısaca her hal ve şartta Kul ne yaparsa yapsın yapmaya devam ettiği gibi yayını da almaya başlar…Devam eder …Bitene kadar..
Kul İdrak içinde olmaz ise yayını alır ancak yayının idrakinde olmaz yani ayakta uyursa yayın gelir geçer ,bu yarardan ziyade Kul’un kaybı olur…Çünkü yayını anlamaz gereğini yapmaz…
Kul idrak ederse yayını alır gereğini yapar ve o zaman faydalanır…Belkide bu idrak sonucu Rıza makamına adım atar…
Kısacası Kul ‘un durumu önemli ama ”O” na göre fark etmez ”O ” dilerse her şey durur ve O Olur…
Selamlar…
S.Alıntıla Cevapla
Görmek fiilide aynı şekilde dir…Canlı yayın varsa her hal ve şartta Allah C.C. ‘nun dilediği şekilde gerçekleşir…
Alıcı burada mutlaka fark eder ancak uyumuşum,hayal görmüşüm der,geçerse İdrak yoksunluğu çeker…
Uyurken ise rüya görmüşüm der geçer…
Burada Kul ‘un gayreti ”O ” nun dileği veya arzusuna göredir…Önemli veya değildir…
Niçin bunları yazma ihtiyacı hissettim…
Hep uyanık olmanız için canlı yayın yapılırsa fark etmeniz…İçin…
Sizin düşündüğünüz gibi de olur …Abdestli …vs..
Ancak ”O ” dilerse her zaman olur …
O yüzden her an EDEP’li olun…Uyanık olun..Abdestli olun…Layık olun…Namazınızı kılın,Zekatınızı verin,Sadakanızı verin,devletinize uyun…Kanun ve anayasanıza uyun,Kalp kırmayın,Ana Babayı sevin,Ailenizi sevin,Zina etmeyin,Haram yemeyin…Kur’an-ı Kerimi okuyun, Mealini öğrenin…Eğitim ve öğretiminizi yapın,Fakiri gözetin,komşu hakkına uyun…vs..Selamlar…
S.Alıntıla Cevapla
Duymak ve Görmek için yalnızlık ,uzlet ,inziva vs. gerekli dir derler…öylede olur…Ancak…
Allah C.C. nun canlı yayını için yukarıda yazılı haller illa olmalı şartı yoktur …Her hal ve şartta yayını alacak aleti olan veya alması gereken kim ise onlar veya ”o” yayını alır…
İster uçakta ,ister otobüste,ister kalabalıkta ister yalnızlıkta…
İster Camide ,isterse pastahanede ister namazda ister sohbette…
Bilginiz olsun için yazmak istedim…Ufkunuz açık İDRAK ve anlama kapasiteniz güçlü olsun…İnşallah…
Ulu Rabbımız seni çok seviyoruz…
Allah’ümme entel Mennan, Bedi üs Semavat ı vel ardı , Zülcelal i vel ikram ,Ya Hay yu ,Ya kayyum, Ya Allah Cellecelalehu ,Ya Erhamerrahimin … Allahım günahımız çoktur bizi af et…
S.Alıntıla Cevapla
Bazı İLİM ‘ler vardır doğru ve netice veren gerçek sonuca ulaştıran …Reddedilmez ve size verilmiş kontrol ve arzularınız altında olan ilimler…
Biz buna Allah C.C. nun lütfettiği size tahsis ettiği …
Hata ve kusur işlemediğiniz ,layık olduğunuz sürece size Allah C.C. tarafından özel tahsis edilmiş Allah İLMİ deriz…
Bu İlim İLMEL yakın ‘ı oluşturur…
Bu tür ilimler Allah C.C. tarafından bizatihi öğretilir…
Adem A.S. daki Nefis ilmi gibi…
Nuh A.S. daki gemi ilmi gibi…
İbrahim A.S. ‘daki Kabe inşa ilmi gibi…
İsmail A.S. daki Kurban ilmi gibi…
Yusuf A.S.daki rüya ilmi gibi…
Eyüp A.S. daki sabır ilmi gibi…
Lut A.S. daki ahlak ilmi gibi…
Musa A.S. ‘ın Tur dağında elde ettiği ilim gibi…
İsa A.S. ‘daki Tıp ilmi gibi…
Muhammed Mustafa A.S. ‘daki OKU emri gibi…
vs…vs…
Bu İlmen yakın İLMİ insanı ;layık olur ve Allah C.C. da lütfeder se Hak-kel yakın İLMİ ‘ne kavuşturur…
S.Alıntıla Cevapla
Anladığım kadarıyla İçsel farkındalık dediğimiz, alemler tanımlamasına karşılık geliyor. Alem kelimesini dünyamız olarak düşündüğümüz zaman bu nasıl bir tanıma, idrak etme ve farkına varmadır ki; iç dünyamızda böyle dünyalar oluşuyor. Yoksa alemler, insanın manevi hayatında idrak ve farkındalıkla sağladığı bir şeyi mi sembolize etmektedir? Yazıyı okuyunca şunu düşündüm: Allah’ın kulu olamayanlar yani rablerine tabi olanlar müslüman, mümin değiller mi? Teslim oldukları ve güvendikleri Rableri ise dinleri de henüz selamet dini değil? tşk.
GönledoğanAlıntıla Cevapla