Toplu Bilinçaltı ve Kader

     31 Mart 2009          8 Yorum

Kader konusunda Sistemle ilgili bir kaç ana kuralı unutmamamız gerekiyor.

— Her şeyin önceden bilinebilir olduğu, “Determinist” bir evrende yaşıyoruz.

“Göklerde ve yerdeki her şey fiile çıkmadan önce apaçık bir Kitapta’dır.”

Evrensel Fiziko-biyokimya ve bunların insan beynindeki ürünü olan psikoloji kanunları, gerek yatay düzeyden (=genetiğimiz ve çevre etkileşimleri) gerekse de içsel düzenden (=bilinçaltımız, toplu bilinçaltı) gelen etkileriyle zihinlerimizi sürekli olarak bombardıman etmekte, dolayısıyla da bireylerin beyinlerinde akan mekanizmaları yönlendirmektedir. Mahlûkat bu nedenle iradesiz olarak kaderine tâbidir. Bu kaderin program olması, dışarıda/özde; ama ötede üstün bir varlığın zamansal olarak önceden belirlediği bir yazgı olmayıp, Sünnetullah olarak adlandırılmış Evrensel kanunların -boyutsal öncelikten- sonuçlarının bilin(ebil)mesidir. Yâni, Farkındalık=Şuûr boyutlarımızda (Gökler’de) ve zihinlerimizdeki (Arz’da) her şey, evrenin herhangi bir noktasından (Kitap) bilinebilir (Apaçık) ve her noktasında kayıtlıdır (yazılmıştır).

Toplu Bilinçaltı, Yönlendirilen Bilinçaltı..

Yetmişli yıllarda “Beynin karar verme mekanizması” üzerine yapılan deneylerde de, “Karar verdiğimizi hissettiğimiz andan” 350 milisaniye kadar önce Beynin “Prefrontal korteksinde (Karar veren, geleceğe dönük plan yapan beyin bölgesi) bir “Hazırlık Potansiyelinin” oluştuğu gözlemlenmiştir. Bu durum, gerçekte karar verdiğimizi hissettiğimiz, daha doğrusu karar verdiğimizi zannettiğimiz andan 350 ms. önce, kararın bilinçaltı süreçleri tarafından belirlendiği ve verildiği anlamına gelmektedir. 350 ms. sonrasında ise ilgili nöron aktivasyonu Prefrontal korteks’te “Farkındalık” tarafından algılanacak/pasif olarak seyredilecek (!) bir eşik değerine ulaşmaktadır. Yâni, Bilinçaltı ilgili etkenler doğrultusunda kararını veriyor ve bilinçte “kararı ben verdim” hissini oluşturuyor.

Günümüzde daha gelişmiş yöntemlerle yapılmış bir deneyde (2008) ise araştırmacılar, deneğin verdiği kararı, deneğin kendisinin bu kararını kendinde hissedişinden 7 sn. önceden bilebilmişler. (Deneyin makalesi için bkz: Unconscious determinants of free decisions in the human brain”)

Zihinlerimizin derinliklerinde işleyen belirleyici faktörler, milyonlarca yıllık tarihi olan (hayvanî özelliklerimizi kodlayan) genlerimiz, bu genlerin beyinlerimizde-zihinlerimizde açığa çıkardığı davranış-düşünce kalıpları, bu kalıplar doğrultusunda zihnin çevresinden seçtiği/meylettiği şartlanmalar, bilgiler, benzer şartlanmalardan oluşmuş diğer zihinlerin yatay boyuttan etkileri ve tüm bireylerin toplu bilinçaltındaki toplu belirleyici faktörlerin etkileridir. Toplu bilinçaltı da gezegende yaşayan insanlığın bilinçaltından etkilenmektedir. İnsanlığın veya yakın çevremizin toplu bilinçaltı bizlerin zihinlerini etkilemekte; bizlerin zihinlerinden açığa çıkan eylemler de toplu bilinçaltını geri-besleyerek kısır bir döngü oluşturmaktadır.

İnsanlığın genetiğinde saklı ve genetiğinin ürünü toplu belleğimizdeki hayvansal içgüdülerimiz ve dürtülerimiz (rekabetçi/çatışmacı doğamız) sonucunda, toplu bilinçaltımız toplumları kendi içeriği doğrultusunda ayırt etmeksizin etkilemekte, yâni diğer bir evrensel yasayı doğurmaktadır.

— Kurunun yanında yaş da yanar!

Duygusal davranamayız! Sistemin işleyiş mekanizması bellidir ve ayırt etmemektedir!

— Sistem’de duygusallığa yer yoktur.

“Ne yaptı da bunu hak etti” diye mâsum olduklarını düşündüğümüz bireyler için yapmamız gereken aksiyon “dövünüp durmak, bağırıp çağırmak” değil; insanlığa, insanlığın toplu belleğine olumlu yönde bir katre bırakarak bu tip olayların oranını zerre ağırlığınca da olsa azalmaktır.

Herkes akan mekanizmaya tâbidir ve dolayısıyla suçlu değildir. Gözlemlediğimiz olayların müsebbibi tüm tarihiyle, tüm belirleyici faktörleriyle beraber doğadır. Doğanın doğamızda, veritabanlarımızda (geçmişimizden getirdiklerimiz) açığa çıkarttıkları bellidir ve birimin kendindekine benzer durumları dalga yönünden titreştirerek başına isabet ettirmektedir.

Din & Toplu Bilinçaltı

İşte tam bu noktada, başıboşluğun ortasında DİN adı altında yapılan teklifler devreye girmektedir. Kendini, beynini, zihnini her şeyin fizik kanunları çerçevesinde kendi başına, mekanik olarak geliştiği bu 4 boyutlu (+ 5. Zihin boyutuna) evrene hapsetmeyi tercih eden canlılar (bitkiler, hayvanlar, insanlar) Şuûr boyutlarının (Göklerin Krallığı) farkında değildirler. Dolayısıyla da Allãh’ın bir nevî muhatap alanının (?) dışındadırlar. Teşbih yapmak gerekirse tıkır tıkır, programı istikametinde kendi kendine işleyen bir sisteme/beyne/zihne kimse müdahale etmemektedir. Bu müdahalenin eksikliğini insanların rastgele süre giden yaşamlarında depresyon, sıkıntı, öfke, huzursuzluk vs. olarak görmekteyiz. Bu “tatmin olamama”, “bir şeyler eksik” hissini yaşatan/yaratan durum iç boyutlara/öze/kendimize yönel(e)meyiş, muhatap alanına giremeyişimizdir. İnsan bu tüm boyutlarıyla tamdır ve Mutmain olabilir ancak.

Dinin tekliflerinin veritabanına eklenmesi ve uygulanmasıyla, nedensel işleyen toplu bilinçaltının kısır döngüsüne son verilerek, nedensel olmayan içsel boyutlara temas sağlanır. Bilinçaltının yeniden programlanması, evrene farklı frekansta yayın yapacağından bir bakıma da toplu bilinçaltına karşı “korunma duasıdır”, muhatap alınılmanın göstergesidir.

“Korunma duasıyla” beraber kişide “İlim” ve ilmin “Gücü” açığa çıkar. Bu güç ile kişi artık toplu bilinçaltının takdirine (mahlûkatın ortak/benzer kaderine) değil, kendi yazacağı özgün programına tâbi olacaktır. Elleriyle=Gücüyle yaptıklarının sonuçlarını yaşayacaktır. Kur’än’ın ifâdesiyle artık muhatap alınan İnsan için “ancak gayret ettiği vardır”!

Mutlak Kaderde (!) takdir edilmiş olup da kişi Şuûr tarafından muhatap alınırsa, o zaman 5 boyuta ait olmayan içsel boyutların o güzel esintileri, huzuru, sükûneti, sevgi-li seyri kişinin alınyazısı olacaktır.

Bilinçaltı. Bilinçaltı. Bilinçaltı. Bilinçaltı. Bilinçaltı. Bilinçaltı.

Toplu Bilinçaltı ve Kader için 8 Düşünce

  1. bora diyor ki:

    yazı çok enteresan. öncelikle yorumdan öte bir kaç sorum olacak. lütfen bu soruları farklı kişilerin sorduğunu kabul edin. çünkü bu sorular birbirinden farklı bakış açılarının getirdiği sorulardır; din toplu bilinçaltının eseri olabilir mi?; özgür irade yok ise eğer tanrıya inanıp inanmama seçeneğine bireysel olarak sahip olmak nasıl sözkonusu olabilir?; tanrı evrenin toplu bilinçaltı olabilir mi?

    mail adresimden bana ulaşırsanız ve bir ara sohbet etmeyi kabul ederseniz gerçekten çok mutlu olurum.şimdiye kadar gördüğüm inanç üzerine inançlı biri tarafından yazılmış en güzel yazının sahibisiniz.

      Alıntıla  Cevapla

  2. Selam,

    Evrensel Bilinç ürünü olan Din, kişiyi toplu ve kişisel bilinçaltından korumak için Evrensel TEK-TÜMEL Bilincin somut bir şekilde yaşanıldığı Şuûr‘un (ahirete bakan Zihinsel yön) Beşeriyeti (dünya hayatına bakan Zihinsel yönü) tarafından diğer beyinlere, kendilerindeki sonsuz ve sınırsız boyutların varlığını bulabilmelerine (Risâletin kendilerinde de açığa çıkmasına) yardımcı olmak maksadıyla tebliğ edilmiştir/davet edilmiştir.

    Tanrı algılayan, algılanan ve tüm algılayıcılardaki algılamanın olduğu dokudur/ortamdır. Tüm bilinçaltı tipleri (Evrensel, toplu, insanlık, kişisel vs.) Tanrı’nın varlığının farklı katmanlarındaki bilgi ve algı aşamalarıdır.

    Tek olan İrade hangi algı aşamasında olursa olsun mutlak anlamda özgür değildir. Olması gereken oluyordur. Sonsuz Devinimdeki BÖLÜNEMEZ TEKİL OLUŞ/AKIŞ vardır. Tanrı’nın iradesi ile kastedilen de merkezi, başı-sonu olmayan Evrensel oluşun-akışın kendisidir.

    Varlıkta özgür olacak bir ego-merkez yoktur. Ama her algı seviyesinin kendi ortamında izâfî özgürlüğü olabilir, ki bu da ego yanılsamasından kaynaklanmaktadır. “Seçme özgürlüğü” egonun yanılsama olduğunun fark edilmediği ortamlarda pratiklik sağlamak maksadıyla kullanılan bir ifadedir. Halbuki, egonun bir varlığı olmadığı için ne “seçebilir” ne de “sahip olabilir”.

    Dikkat edelim “ego” kaderi tayin edilmiş bir kukla/robot değildir. Burada dikkat edilmesi gereken “ego kendi kaderini çiziyor” veya “ego kaderini yaşıyor” değildir. Egonun varlığı olmadığı için egonun kaderini çizmesinden de bahsedilemez; ama aynı şekilde TEK olan VARLIK’ta öncelik-sonralık olmadığından öncelik boyutundan sonrada olan için yazılmış bir kader de yoktur.

    Kaderin anlaşılabilmesi için kişinin zamansızlığı idrak/ilham etmiş olması gerekiyor. Yoksa kaderi haline gelmiş “Tanrısallık (Bana takdir biçen Allah) ve egosallık (takdir biçilen egom) ikilemi ile kader sırrı anlaşılamaz.

      Alıntıla  Cevapla

  3. PB diyor ki:

    KADER çizgisinin Kainatta belirleyici şifresi ” Gökyüzü ” dediğimiz alanda ”Uzayda”
    yazılıdır…
    ”Gökyüzünde yerleştirilmiş olan Yıldızları boşuna yaratılmış mı sanıyorsun? …
    ”Her biri ayrı görevleri olarak akıp gitmektedirler…”Belirli menzile”
    Kur’an-ı kerim farkında olunması gereken bir hususa dikkat çekmektedir…
    Kader çizgisi bu yol ile gökyüzüne işlenmiştir…
    Kişinin davranış metodu ”Yöntemi”… Farkında-lığı ve bu çizgiye etki edecek davranış göstermesi Gökyüzündeki bu Kader farkında lığını değiştirmekte …Çizgi yeniden çizilmekte ve ”Anahtar dediğimiz Şifre değiştirilmektedir…
    Bu Kader değişikliği İnsan veya yaratılan ‘ın davranışı sonucu oluşmakta ve Yaratan ‘ın uygunluğu tastik etmesi ile karara bağlanmaktadır …
    Kader olarak…Ömür uzamakta veya kısalmaktadır…
    Her şey bilimsel olarak yeni şifrenin yani ”Gökyüzündeki yıldızların” şekil alması ve/veya konum alması sonucu nihayete ermektedir…
    Levh -mahfuza yazılmış olup ;değişiklik yapılacak /yapılmayacak hükmüne göre nihayet noktasının değişip değişmeyeceğine,”ne şekilde gerçekleşeceğine ” göre ve Allah C.C. nun yapacağı / yapmayacağı hükmüne göre yerini almakta …Görevlilere uygulanması emredilmektedir…

    Kader hakkında acizane olarak ip uçları vermeye çalıştım…
    Selamlar

      Alıntıla  Cevapla

  4. Çalışmanız için teşekkürler.

    Ayrıca…

    10. BOYUTU ANLAMAK
    linki de tamamlayıcı olacaktır.

      Alıntıla  Cevapla

  5. P diyor ki:

    Bütün boyutlar x Bütün canlılar x Bütün alemler = 0 Hepsi bu kadar…
    Baki olandan gelim ,tekrar ona dönüm…
    Her şey = Hayal =0
    Her şey = Hayal + Elde edilen netice ”Yaratılanların itaatsal verimliliği = Artı ise ”Mükafat”…Eksi ise ”Ceza”…
    Artı ise Mükafat sonsuz…Sonsuz yaşam…
    Şüpheli Eksi ise Ceza ”Yeterince” ,sonra af…
    Bilinçli Eksi …Sonsuz ceza ve yok olum…
    Allah’ım bilgi ve bilincimiz kifayetsiz kalıyor…
    İLMİ’ne hayranım…Çok ama ÇOK..

      Alıntıla  Cevapla

  6. Touch diyor ki:

    Belki de hepsi tesadüftür.
    Belki de dualarımızın bir karşılğı.
    Touch

      Alıntıla  Cevapla

  7. Yok tesadüf değil.. Tıpkı bu yorumu yapmanızın ve Touch dizisini linklemenizin tesadüf olmaması gibi.. :) Artık alıştım böyle “anlamlı tesadüflere”..

    Şu an okumakta olduğum ve bir bilim insanı tarafından yazılmış olan bir kitap (Bilinmeyen Gücümüz) tam da linkini verdiğiniz Touch filminde bahsedilen Rasgele sayı üreteçlerinden ve Toplu Zihnin bu sayı dizilerine etkisinden, yapılmış deneylerden basediyordu. Touch diye bir dizinin olduğunu da şimdi sizin vesilenizle öğrenmiş oldum :). Konusu tam da istediğim gibi, bu aralar ilgilendiğim konuyla ilgili.. :) Teşekkürler bu anlamlı tesadüf için!..

      Alıntıla  Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

?>