Zikirde Hissedişin önemi

zikir-tefekkürBeyin ve Zikir isimli paylaşımımızda, bir kişinin hangi dilde (Arapça, Türkçe, İngilizce vs.) AHAD (≈Kendinden gayrı olmayan TEK Varlığı) olanı anarsa ansın, o isimlerin işâret ettiği mânâların üzerinde düşünmesi, belirli açılımlar yapması ve anlamları yaşaması gerektiği düşüncesini, zikir nediri aktarmıştık.

Anlamı bilinmeden, üzerinde daha önce hiç düşünülmeden yapılmakta olan mekanik zikirler, anlamı bilinmeyen Arapça dualar (!), kılınan namazlar esnasında kelimeler zihinde çağrışım yapmadığından beyinde kısa süreli ve sıradan bir elektrokimyasal akış meydana gelecek, diğer nöronlara akış yönlenmediğinden/çağrışım yapmadığından bu akış sönecek ve hem bilinçli hem de bilinçaltı zihninde hiçbir etki olmayacaktır.

Plasebo Zikir

“Anlamını bilmeden zikir çektiklerini” ve de fayda gördüklerini söyleyenler “Dua ve Zikir” kitaplarındaki “bu duayı şu kadar çekerseniz sizde şu özellikler açığa çıkar” ifâdelerine şartlandırıldırılmaktadır (plasebo etkisi).

Şartlandırıcı cümleler saniyede 2000 bitlik (birim diyelim) işlem yapan Bilincin farkındalığı ile okunurken, Bilinçaltı saniyede 4 milyar bitlik bir bilgiyi işlemeye devam ediyor. Bu korkunç yüksek bir değerdir! “Dünyaya düşüren konuların konuşulduğu ortamlarda bulunulmaması gerektiği” şeklindeki uyarı da Bilinçaltının bu devasa fonksiyonundan kaynaklanmaktadır. Bilinç düzeyinde her ne kadar “benim bu konularla işim olmaz” denilse de Bilinçaltı ortamın atmosferini sünger gibi çeker, düşük düzeylerde de olsa yeniden programlanır ve gelecekte yapacağımız davranışları belirli oranda etkiler. Etkilenmemek için bilinçaltını kontrol edebilen, onu koruyabilen güçlü bir Bilinç düzeyi (mertebesi) gerekir ki, bu da her kişinin harcı değil.

Kişi yinelediği kelimelerin TEFEKKÜRünü yapmasa da, en azından defalarca tekrarladığı kelimelerin/kalıpların ne olduğunu merak etmekte, ufak çapta araştırmalar yapmakta, bunlar üzerine düşünüp-taşınmakta, ikna olduğu noktalarda kendini duanın/Zikrin getireceği yarara daha da çok şartlandırmakta ve yararlarını görmektedir (örn. sigara bırakılır). Yoksa, yolda geçen herhangi birine “ne olduğunu söylemeden, kişiyi şartlandırmadan herhangi bir dua veya zikri belirli adetlerde tekrarlamasını istediğimizde” o kişide de aynı açılımların olacağını beklemek mantıklı değildir.

Deneme maksadıyla örneğin, “Rabbî zidniy ilma (Rabbim İlmimi Artır!)” duası seçilen bir kişiden günde 1000 defa, anlamını ona hiç mi hiç söylemeden ve o da anlamı üzerinde hiç bir araştırma yapmadan 5-6 ay tekrar etmesi istenilebilir. Deney sonunda kişide İLMİ bir artış oluyorsa anlatmaya çalıştığımız konuda yanıldığımız ortaya çıkacaktır.

Mârifet/kerâmet, araç olan “kelimelerde” değil, insanın inancındadır.

Zikir kalıplarına veya namazda okunan âyetlere anlam yüklenmediğinden/yaşamları olmadığından, beyin o esnada doğal olarak farklı düşüncelere kayacaktır. Kişi namaz kıldığını zannederken gerçekte örneğin borsadaki değişimleri, akşama yapacağı yemeği, okul masraflarını vs. düşünüyordur. Beyindeki biyoelektrik akışı namaz esnasında “gündelik bilinç hâlindeki (GBH) akışı takip edeceğinden, kılınan namaz mecâz olarak kalacaktır.

Fakat iKâMe-i Salât (Dirilten Namaz) ve ardından dua ve zikirler ile bizlerden yaşamamız istenen, GBH’lere belirli periyotlarla (3 veya 5 vakit) aralar vererek en azından birkaç defa da olsa “Üst Bilinç hâllerine (ÜBH)” geçiş yapabilmektir. Böylece beynin GBH esnasında –günlük koşuşturmaca içerisinde- yayacağı “beta” dalgalarının -biyolojik evrimsel sürecin insanda ulaştığı en üst seviye olan neokortekse (beynin, varlıktan ayrı “ben duygusunu” oluşturan bütün sinirsel aktiviteleri üreten bölüm) yapacağı baskı da azalacaktır. Baskının nedeni bu bölgedeki aktivasyonun (bilişsel farkındalığın üretimi nedeniyle) yüksek oranda enerji harcayan bir süreç oluşudur (Hatta enerjinin asgariye indirgenebilmesi için “uyku” denilen bilinç durumu evrimleşmiştir).

Salât ile periyodik olarak beynin bu bölgesinden kaldırılacak olan baskı “stres, tatminsizlik (bir şeyler eksik duygusu), öfke, kaygı, korku vs.” gibi rasyonel aklın üreteceği ayrılıkçı hisleri bertaraf edecektir.

Hayvanların bir çoğunda neokorteks çok küçük olduğundan (=bilişsel farkındalık çok düşük olduğundan) hiç bir hayvan psikolojik olarak rahatsızlanmaz. Ve bu yüzden tam teslimiyet hâlinde (ben duygusu oluşmadan) cenneti yaşarlar.

Salât sırasında Rasûl’un öğrettiği âyetlerin anlamlarının hissedilmeye/yaşanmaya çalışılmasıyla beynin egosal kimliğini devreden çıkartan alt bölümleri devreye girerek huzur-huşû-teslimiyet-tevâzu-hayranlık-birlik-tamamlanmışlık gibi saf gönlün kişiyi “benliğinden geçiren” hâllerini ortaya çıkartan “alfa” yayımı gerçekleşecektir (O mu’minler felâha erdiler. Onlar salâtlarında huşû içerisindedirler! âyeti).

Bu tarzda bir yaşam ile, Salâtın hakkı verilerek karşılığı alınmış ve Salât makbul olmuştur. Kişide o anda birtakım hissedişler olup Zihin Levhasına kayıt yapılıyorsa (kayıttan ziyâde hissedişler birimsel Hologramdan açığa çıkartılıyor)Ruha yükleme” mecâzı ile anlatılmaya çalışılan şey gerçekleşiyor demektir. Karşılık anında alınıyor/ alınmalıdır. “Ben anlamadan/ hissetmeden de olsa namazımı kılayım, zikirlerimi yapayım, ölünce dalga beden yaşamımda bunların karşılığını göreceğim” inancı hayallere dalıp kendini avutmaktır.

Kişi “Salâtlarında huşûda olanlar felâha erdiler” âyeti gereği o Salât esnasında dünyada/ben kimliğinde ölüp ruhunda/dalga bedeninde (~kabrinde) dirilebildiği ölçüde (felâha kavuşmak) karşılığını anında almış oluyor [ölen (=dünyaya âit olduğundan gönülden tadamayan, gönlü algılayamayan) egodur, ölümü (egonun eriyişini) tadan ise birimsel zihnin entegre olduğu Nefs-i Küll ile olandır]. Beden toprağa karıştığındaki ölümle karşılığı alınacak değil.

Dalga bedene yükleme yapan birey dünyaya iniş yaptığında “benliği” artık eskisi gibi olamaz. Ontolojik anlamda kişiyi birkaç basamak yükselten salâtın getirisi olan bilinç hâli kişinin tüm gündelik davranışlarına otomatik olarak yansır.

Sevgili Ahmed Hulusi’nin “Tanrının Gökten İnen “Kadiri” yazısında bir ifâdesi vardı. Geleneğimizde sadece ismi kalmış Kadir gecesi anlayışını eleştirirken “Kaç kişiye o gece “Kadir” verilir, bilinmez!. “Kadir” verilenlerde ne değişir, bu da bilinmez!…” diyor ve “Kadir”in kişide açığa çıkmakta olan/Hissedilen bir gerçek olduğundan bahsediyordu.

Şimdi, sadece ismi kalmış, yıllardır (!) kıldığımız namazlarımızda, çektiğimiz zikirlerde, anlamını bilinmeden yaptığımız/dinlediğimiz hatimlerden sonra bizlerde ne gibi değişiklikler oluyor, kimseler biliyor mu? Bilmiyoruz; ama farkında olmadığımız hâlde ruhumuza/dalga bedenimize yükleniyor diyerek duygularımızı tatmin ediyoruz!

Yıllarca spor yapar gibi namaz kılıyoruz, birçok kez hızlıca, tecvitli hatimler indiriyoruz, cemaatle namazdan sonra yıllarca anlamlarını bilmediğimiz aynı Arapça dualara âmin (=emin oldum) diyoruz. Ama biz aynı biziz, değişen bir şey olmuyor!

Arapça kalıplar 1400 yıl öncesinin mânâ atmosferi (?) nedeniyle belirli mânâlara bürünmüş olsa idi, ayırt etmeksizin hepimizde değişimler meydana getirecekti, Özümüzle kontakt kurulabilecekti (Bu kalıplar Türkçe olarak tekrar edilse idi, kesinlikle değişim yapardı da diyemeyiz. Çünkü önemli olan zihnin-bedenin “açılım yapıp hissetmesidir”! Kalıplar Türkçe olsa da duygusuzca yapılması gene etkisini göstermeyecektir).

Eğer kutsal sayılan zikir kalıplarının anlamları olsa idi, bugün bir ömür namaz kılan, tespih çeken milyonlarca insan geçmişte anlam yüklenmiş bu kalıpları tekrar ettiğinden otomatik hakîkat ehli olurdu.

Elbette zikirler, namazlar Türkçe yapılsın da demiyoruz. Türkçe kelimelerle de, bu kelimelere anlam yükleyerek yapılabilir, çünkü hepsinden (dilden) daha önemlisi zihinde anlam oluşmasıdır.

“Zikir nedir” konusunda vurgumuz zikrin gerçekleştirildiği dilden çok TEFEKKÜR sonucunda HİSSEDİŞ gerekliliğidir.

Tefekkürsüz-Hissiz Zikir olmasın.

“O”’nsuz olmasın.

“O” olmadıktan sonra salâtlarımız (namaz, dua, zikir) hep mecaz; ama “O”’nunla her mecazımız Salât!

62 Yorum

  1. (Kanber) 2 Mart 2010
  2. gabriel 21 Haziran 2011
  3. Berkay Özcan (AHHA) 21 Haziran 2011
    • fatih 9 Ocak 2014
      • Berkay ÖZCAN 10 Ocak 2014
  4. pehlivanım benim 9 Eylül 2011
  5. Berkay Özcan (AHHA) 17 Eylül 2011
  6. Koray 17 Eylül 2011
  7. Berkay Özcan (AHHA) 17 Eylül 2011
  8. Koray 18 Eylül 2011
  9. pehlivan benim 18 Eylül 2011
  10. pehlivan benim 18 Eylül 2011
  11. pehlivan benim 18 Eylül 2011
  12. pehlivan benim 18 Eylül 2011
  13. pehlivan benim 18 Eylül 2011
  14. malkut 13 Ekim 2011
  15. Berkay Özcan (AHHA) 14 Ekim 2011
  16. PB 14 Ekim 2011
  17. PB 14 Ekim 2011
  18. malkut 14 Ekim 2011
  19. PB 14 Ekim 2011
  20. S. 9 Aralık 2011
  21. Ayhan Ergen 24 Aralık 2012
  22. hasfe 24 Ocak 2013
  23. Berkay Özcan (AHHA) 25 Ocak 2013
  24. Yolcu 26 Ocak 2013
  25. Berkay Özcan (AHHA) 26 Ocak 2013
  26. Berkay Özcan (AHHA) 26 Ocak 2013
    • fatih 9 Ocak 2014
  27. Berkay Özcan (AHHA) 26 Ocak 2013
  28. hasfe 27 Ocak 2013
  29. Berkay Özcan (AHHA) 27 Ocak 2013
  30. Hüseyin gürsoy 30 Ocak 2013
  31. Hüseyin Gürsoy 30 Ocak 2013
  32. Berkay Özcan (AHHA) 30 Ocak 2013
  33. Hüseyin Gürsoy 30 Ocak 2013
  34. Vav 27 Şubat 2013
  35. jülyet 28 Şubat 2013
  36. Vav 1 Mart 2013
  37. Berkay ÖZCAN 2 Nisan 2013
  38. rahip 15 Mayıs 2013
  39. levent sen 17 Mayıs 2013
  40. Levent SEN 19 Mayıs 2013
  41. Berkay ÖZCAN 17 Temmuz 2013
  42. Osiris 2 Eylül 2013
  43. Berkay ÖZCAN 4 Eylül 2013
  44. SAMİNUR 6 Eylül 2013
  45. fatih 3 Ocak 2014
  46. Berkay ÖZCAN 4 Ocak 2014
    • fatih 5 Ocak 2014
  47. Berkay ÖZCAN 7 Ocak 2014
    • fatih 9 Ocak 2014
  48. yusuf eser 10 Ocak 2014
    • Berkay ÖZCAN 13 Ocak 2014
  49. yusuf eser 13 Ocak 2014
  50. serenay 22 Aralık 2014
  51. Atacan Ata 26 Nisan 2016
  52. Özkan 18 Mayıs 2016
  53. pelin 20 Mayıs 2016
    • Berkay ÖZCAN 20 Mayıs 2016

Cevap Yaz